| İsmet Efendi Tekkesi, Yanyalı
Şeyh Mustafa
İsmet Efendi (k.s) tarafından
1853'te tesis edilmiş ve vakfiyesinde geçen ifade ile
derunünde
icra-yı zikrullah olunmak üzere
vakfedilmiştir.
Gençlik
yıllarında Yanya Mahkeme-i Şer'iyye'si katipliğinde
bulunan Mustafa İsmet Efendi Hazretleri, Cenab-ı Hakk'ın
gönüllerine yerleştirdiği muhabbet ateşi hararetini
hissettirmeye başladığında Yanya'dan ayrılarak Mekke-i
Mükerreme'ye gitmişler; Mevlana
Halid-i Bağdadi Hz.leri hulefasından Abdullah-ı
Mekki'ye intisab ile Nakşibendi yolu'na kudum
kılmışlardır.
Şeyhinin vefatının ardından Edirne'ye gelmiş, daha sonra bir müddet de İstanbul'da Kocamustafapaşa semtinde ikamet etmiştir. Nihayet Çarşamba'daki konağı satın alarak Tekke olarak vakfetmiştir. İsmet Efendi'nin, müridlerine
Tekkeyi
buldunuz ama galiba şeyhi kaybedeceksiniz
diyerek vefatını haber verdiği rivayet edilir. On altı
sene kutbiyyet makamında bulunmuş bir mana eridir.
İsmet
Efendi Hazretlerinin irşad faaliyetleri, bilhassa ulema
ve mülkiye sınıfı nezdinde çok etkili olmuştur. II.
Abdülhamid dönemi Dahiliye Nazırı Memduh
Paşa'dan Tophane Müşiri Zeki
Paşa'ya kadar devrin ileri gelenlerinin pek çoğu
kendisinden feyz almıştır. Sultan
Abdülmecid Han da İsmet
Efendi'nin dervişlerindendir. Hatta vefatında İsmet
Efendi Tekkesi civarında bulunan Sultan Selim Camii
bahçesine defnedilmesini, her cuma akşamı tekkenin şeyhi
olan zat ve on kadar dervişin gelerek türbesinde hatm-i
hacegan okumalarını vasiyet etmiştir.
Rivayet edildiği üzere Mustafa İsmet
Efendi 60 kadar zata hilafet vermiştir. Yetiştirdiği
halifeleri Tokat'ta, Bandırma'da, Bursa'da, Rumeli'nin
birçok yerinde hakikat çerağını uyandırmışlardır. Allah'ım
bana vadetti; yoldan geçerken bu tekkenin kapısından
bir kere muhabbetle bakanları dahi unutturmayacak, onlara
şefaat edeceğim
buyururlarmış.
İsmet
Efendi'nin satın alarak dergah olarak vakfettiği Nurettin
Paşa konağı yandığı için Hacı
Ahmed Efendi'nin meşihati zamanında Memduh
Paşa tarafından şimdi mevcut olan ahşap harem ve
selamlık kısımları müceddeden inşa ettirilmiştir. Tevhidhane
olarak kullanılan birer tonoz kubbeyle örtülü iki bölüme
sahip Bizans yapısı kagir bina tekkelerin seddinden
sonra uzun süre metruk kalmış, nihayet Ali Haydar Efendi'nin
damadı ve vekili Osman Nuri Efendi tarafından Anıtlar
Yüksek Kurulu'nun da izniyle minare ve son cemaat yeri
ilave edilip ortasındaki duvar kaldırılmak suretiyle
1958 yılında camiye çevrilmiştir. Dergahın geniş bahçesini
üç taraftan çevreleyen taş duvarlardan cümle kapısını
da barındıran kuzey kısmı 1992'de yolu genişletmek için
yıkılmış yerine beton bir duvar inşa edilmiştir. Duvar
üzerinde yer alan içten tonoz kubbeli dıştan çatı ile
örtülü Bizans yapısı sarnıç da aynı yıkımda ortadan
kalkmıştır.
Hazirede İsmet Efendi'nin, küçük mahdumu
Abdullah
Bahaeddin Efendi'nin, tekkenin postnişinlerinleri
Dimetokalı Şerif
Kudsi Efendi, Edirneli Hüseyin
Kudsi Efendi, Kutbü'l İrşad Zağralı Halil
Nurullah Efendi ile Nevrakoplu Hacı
Ahmet Hilmi Efendi'nin, Memduh Paşa'nın, İsmet Efendi'nin
hulefasından ve rical-i Devlet-i Aliyye'den Ali Sırrı
Efendi'nin, yine hulefadan Süleyman Remzi Bey'in, ihvandan
ve huzur-ı hümayun hocalarından Ahmed Hulusi Efendi'nin
ve eski kadılardan Tikveşli Süleyman Remzi Bey'in kabirleri
bulunmaktadır.
Tekkenin
son şeyhi Fatih dersiamlarından Ahıskalı Ali
Haydar Efendi'dir. Dini ve manevi ilimlerde devrinin
müstesna şahsiyetlerindendir. Memleketi Ahıskada
başlayan tahsil hayatı, akabinde zamanının en önemli
ilim merkezlerinden biri olan Erzurum Bakırcı Medreselerinde
devam etmiştir. Daha sonra İstanbula gelen Ali
Haydar Efendi, Fatih Medreselerine intisab etmiştir.
İlmi silsiledeki icazetini 1901 yılında Çarşambalı
Ahmed Hamdi Efendiden almış ve 1902de Dersiam
olarak ders vermeye başlamıştır. Bu arada Hukuk eğitimine
devam etmiş ve 1906da Medreset'ül-Kuzatdan
(Hukuk Fakültesi) mezun olmuştur. Daha sonra
Fetvahane Fıkıh Müsevvidliği ve Sahn Medresesi Fıkıh
Müderrrisliği vazifelerinde bulunmuştur. Huzur Dersleri
başmuhatablığı gibi devrinin en mümtaz ilim meclislerinde
yer alan Ali Haydar Efendi, aynı zamanda Mecelle Telif
ve Tercüme Komisyonunun da üyesi idi.
Tasavvuftaki yetişmesi Bandırmalı
Bezzaz Ali Efendidendir. Kendisine intisab ettikten
sonra, kitap ötesi ilimde de temayüz etmiş
ve 1914de müridlerin reyi ve Meşihat Makamının
tayini ile irşad makamındaki hizmetine Çarşambadaki
bu mekanda devam etme hakkı tanınmış, ancak bir haksız
engel sebebi ile buradaki hizmete başlaması 1919u
bulmuştur.
Tevhid inancının anlaşılması
ve yaşanması konusunda her zaman İslamın özünü
teşkil eden yaklaşımı esas alan Ali Haydar Efendi, Allahın
insanları dış görünüşleriyle değil, ancak salih amelleriyle
değerlendireceği
ilahi gerçeğini her vesile ile vurgulamıştır. Tasavvuf
yolunun asla kalabalık taraftar toplama faaliyeti olmadığını
şu ifadesiyle anlatırdı: Bu
yol, en berrak ve leziz suların aktığı bir çeşmedir,
susayan gelir içer. Şeyhlik makamı ise talep edilmez,
ancak ihsan edilir.
İçi her daim Hakk ile dışı halk ile içiçe mütevazı bir
hayatı vardı. 1960 Ağustos'unda vefat ederek Edirnekapı
Şehitliğinde sırlanmıştır.
Günümüzün
önde gelen alimlerinden Emin
Saraç Hocaefendi de Ali Haydar Efendi Hazretlerinin
talebesidir. Ali Haydar Efendi'nin Fatih Dersiamlığı
makamında icra ettiği klasik İslami eserlerin okutulması
geleneğini bugün devam ettiren Emin Saraç Hocaefendi,
aynı zamanda Eksel'li Bahrullah Efendi Hz. yoluyla İsmet
Efendi Hazretleri'nden feyz alan Erbaa'lı Merhum Üzeyir
Efendi'nin torunu, merhum Osman Saraç Hocaefendi'nin
ağabeyidir. Rahmetli pederi Mustafa Hocaefendi tarafından,
biri kız diğerleri erkek diğer dört kardeşi ile birlikte
tek parti dönemindeki en zor zamanlarda okutularak hafız
yetiştirilen Emin Saraç Hoca daha sonra Mısır'daki El-Ezher
Üniversitesi'ne gitmiş ve çok zor şartlarda orada ilim
tahsil etmiştir. Ezher'den döndükten sonra İslami ilimler
alanında pek çok çalışmalar yapan ve şu anda önemli
mevkilere gelmiş yüzlerce talebe yetiştiren Emin Saraç
Hocaefendi, Fi Zılali'l-Kur'an adlı büyük tefsiri Türkçe'ye
çevirmiştir.
Emin Saraç Hocaefendi, gerek Ali Haydar
Efendi'nin ilmi, tasavvufi ve insani yönlerinin tanınmasında
ve gerekse bu mekanın tarihinin ve manasının anlaşılmasında
başvurulacak en doğru canlı kaynaklardan birisidir.
Ali
Haydar Efendi'nin vefatından sonra damadı
Osman Nuri Efendi, 33 sene
bu mekanın hem maddi hem de manevi hizmetini görmüş,
bu mekanın gerçekten de insan
hamurunun Rahman'ın rızası yönünde yoğrulup şekillendirildiği
bir irşad merkezi olmasını temin etmiştir. 1993'te Nuri
Efendi'nin vefatından sonra, bu mekanda Ezher Üniversitesi
ulemasından ve milletvekilliği dahil pek çok devlet
makamında vazife ifa etmiş olan damadı Osman Saraç Hocaefendi
hizmette bulunmuştur.
Osman
Saraç Hocaefendi'nin 1998'de
vefat etmesinden sonra bu mekandaki hizmetlerin daha
sistemli, sürekli ve yasal bir çerçevede sürdürülmesi
gereğine binaen, Osman Saraç'ın iki mahdumunun da aralarında
bulunduğu bu mekanın manası etrafında birleşen gerçek
Bab-ı İsmet dostları tarafından Yanyalı
Mustafa İsmet Efendi Camii ve Müştemilatını Koruma,
Eserlerini Araştırma ve Yaşatma Derneği
adı altında bir dernek kurulmuş, ve mekanın hem manevi
hem de maddi değerlerini koruma ve geliştirme faaliyetlerine
başlanmıştır.
Bu
mekanın diğer bir önemli şahsiyeti de 15 Eylül 2001'de kaybettiğimiz
Saide Nazlı Hanımefendi
idi. Ali Haydar Efendi'nin kızı, Osman Nuri Efendinin
zevcesi, Osman Saraç Hocaefendinin kayınvalidesi olan
ve 84 yıllık hayatı boyunca Osmanlı'nın son devri ile
Cumhuriyet tarihine tanık olan, babası Şeyh Ali Haydar
Efendi vasıtası ile bir devrin kıymetli ve manevi şahsiyetlerini
yakından tanıyan Saide Hanım, dergaha önemli hizmetlerde
bulunmuş, sadece bu mekanın değil, İstanbul'un önde
gelen hanımefendilerinden biri idi.
Bu mekana gönül veren en uzun ve hayırlı ömürlü şahsiyetlerden Beşiktaş'lı Hüseyin Efendi ya da sevenlerinin tabiriyle "Hüseyin Baba", 2 Mayıs 2004 miladi tarihinde, Mevlid Kandili sabahı 106 yaşında Allah'ın rahmetine kavuştu. Hüseyin Efendi ibadet gayretinin, muhabbetin, basiretin, cömertliğin en seçkin bir örneği idi.
Bu mekanı ihya edip yukarıda zikredilen
şahsiyetlerin hatırasını yaşatmayı hedef edinen derneğin
yönetim kurulu ve üyeleri bu mekanın misyonuna inanmış
tümü dini formasyona sahip, eğitim düzeyi yüksek, çeşitli
meslek gruplarından gayretli insanlardan oluşmaktadır.
|