1950'li yıllardan itibaren
Suriye'deki mevcut bütün tekke şeyhlerine vefatlarıyla
birlikte kesilmek şartıyla maaş bağlanmış, şeyh ölünce
yerine başka biri tayin edilmemiş, böylelikle tekkeler,
birer birer ve zamanla tasfiye edilerek evkafa mal
edilmiştir.
O günlerden sonra kaderine
terk edilen, eski ve yeni semahaneleri mescide dönüştürülen
tekke, bu gün Halep halkı tarafından "Monlahane
Cami"i olarak bilinmektedir. Eski ve yeni semahane
dışındaki müştemilatından hamuşan ve matbah, zamana
yenik düşmüş ve tamamen harabe halini almıştır. Hamuşan
içinde bulunan Mevlevi mezarlarının mezar taşları
yerlere, üzerine basılarak tekkenin arka tarafında
bulunan dükkanlara geçiş yolu yapılmış, sikkeli mezar
taşlarının sikkeleri kırılmış, çoğu kaybolmuştur.
Özellikle daha önce depo olarak kullanılan ve duvarında
"Ya Hazret-i Ateşbaz Veli"i ibaresi hala
okunan matbah, şimdi dört duvardan ibaret bir harabe
halindedir. Tekkenin ana girişinin sol tarafına inşa
edilen paralı tuvalet de, tekkeye ve hamuşana sırlanmış
Mevlevi dedelerine bir saygısızlık örneği teşkil etmektedir.
Tekkenin kuzey ana girişinin hemen sağında bulunan
küçük minare ve bu minarenin tepesinde mevleviliğin
simgesi olan sikke şeklinde alem bulunmaktadır.
Görülen o ki, Suriye'deki
bütün Osmanlı eserlerine -bir an önce Osmanlı izlerinin
silinmesi için- reva görülen ilgisizlik Halep Mevlevihanesi'nin
de kaderi olmuştur.
Halen Halep başta olmak
üzere özellikle Şam'da oluşan ve kendilerini "Mevlevi
Fırkası" olarak isimlendiren bazı gruplar, çoğu
zaman bazı özel törenlerde, figürleri tamamen bozulmuş
sema gösterileri yapmaktadır. Bizim de Halep'te tanıma
firsatı bulduğumuz "Halep Mevlevi Fırkası"nın,
yaptığı sema gösterilerini tamamen maddi imkanlar
karşılığında icra etmektedirler. Zaman zaman sema
gösterilerinde bulunmak üzere Suriye dışına da çıktıklarını
ifade eden fırka mensublarının, mevlevilikle ve Mevlevi
kültürüyle çok fazla alakalarının olmadığını müşahade
ettik.
Bu
gün, Celalettin Çelebi'nin yıllar önce ziyareti esnasında
aldığı notlarda ifade ettiği; "sinesinde Osmanlı
kültürünü en geniş manasıyla barındıran bu Türk kültür
evi", her geçen gün bir çok değerimiz gibi yavaş
yavaş tarihin sayfalarına gömülmektedir. Yıllar önce
ziyaret ettiğimde "Her hücresinde bir Dede'nin
idaresinde muhtelif derslerin verildiği, Kur'an-ı
Kerim surelerinin ezberletildiği, Hadis'lerin şerh
edildiği, Mesnevi'nin okunduğu" bu ilim yuvası
harabe haline terkedilmiş , bir kısmını otlar bürümüş,
kiraya verilen yandaki bahçe kahve olmuş, adeta izlerimizi
yok etmek istercesine semahane kapatılmış, yeni semahane
camiye çevrilmiş, nice derviş canların pişip yetiştiği
Matbah-ı şerif depo olmuş. Ancak kendilerini vatanlarında
hissetmek düşüncesiyle yaptıkları vasiyetlere uyularak
oradaki dervişlerin gömüldüğü mezarlığı (Hamuşan'a)
defnedilen Türklerin, ayakta duran mezar taşları nöbetteymiş
gibi sıralanmış . Önlerinde manastırlı Rıfat Bey'in,
bizleri inkar edenlere meydan okurcasına, Türklüğünü
haykıran bir bayraktar gibi (demir kafes içinde) heybetli
mermer mezarının sinesinde, kabartma olarak Osmanlı-Türk
bayraklarının, hala durduğunu görmem benim yegane
tesellim ve vesile-i gururum olmuştur. Tespitlerinden
pek fazla bir şey değişmemiş, yıllarca süren ilgisizlik
sebebiyle bir zamanlar depo olan Matbah'ın tavanı
çökmüş, depo olarak bile kullanılmaz hale gelmiş,
Hamuşan'da bulunan kabirlerin çoğunun mezar taşları
yok olmuş, yerlere atılmış, kırılmış, bahçe içerisine
bir de paralı tuvalet inşa edilmiştir.
Her yönüyle, ortaya
konacak ilgi ve alaka ile en azından müştemilatıyla
eski haline döndürülmeyi bekleyen Halep Mevlevihanesi.
bu ilgisizlik böyle devam ederse, çok kısa bir süre
sonra, küçük minaresinde ve semahane kubbesinde bulunan
Mevleviliğin simgesi sikke şeklindeki alemlerin de
düşmesiyle tarihe karışıp gidecektir.