|
İsmet Garibullah Hazretlerinin yüksek
halifelerindendir. Asıl ismi Mehmet'tir. Bahrullah lakabı
Şeyhi tarafından kendisine verilmiştir. Tokat'ın Erbaa
kazası, Eksel köyündendir. İrşad ile vazifelendirildiği
Tokat ve çevresinde Ehl-i Sünnet Akidesi'nin bozulmadan
bugünlere gelmesini sağlayan gizli bir kahramandır.
Tahsilini Tokat'ta tamamlayan Bahrullah
Efendi peşpeşe gördüğü rüyalarda İsmet Baba tarafından
çağrılır. Bu manevi işaretler üzerine Cenab-ı Hakk'ın
kendisine ezelde takdir ettiği kısmete kavuşmak arzusuyla
İstanbul'a doğru yola çıkar. Bu sırada, "Kalpten
kalbe yol vardır" sırrının aşinalarından olan Mevlana
İsmet Yanyavi yanındaki ihvanlarına dönerek:
-Tokattan bir aşık-ı sadık buraya gelmek için
yola koyuldu. Kendisinden önce kokusu buraya ulaştı,
diyerek müjdeyi verir.
O zamanın şartlarına göre hayli meşakkatle
geçen yoluculuk sonunda Bahrullah Efendi, İstanbula
ulaşır. Bezm-i elestte bilişen canlar, bu alemde de
buluşmuş, karışmış, kaynaşmışlardır. Şeyhinin eteği
dibinde geçirdiği bu mutlu günler içerisinde Bahrullah
Efendi de yetişmiş, kemal sahibi veliler arasına karışmıştır.
Şimdi sıra nasibi olanları kemale ulaştırmaya gelmiştir.
İsmet Efendi bu görevi kendisine şöyle bildirir:
-Azizim bundan sonra siz kendi memleketinizde
hizmete memursunuz. Amasya'ya vardığınızda evlenip
oraya yerleşmenizi isterler. Sakın kabul etmeyiniz.
Bahrullah Efendi, Şeyhinin bu emri
ile memleketinin yolunu tutar. Amasya'dan geçerken İsmet
Efendinin işaret ettiği hal vuku bulur. Yüksek hallerine
hayran kalanlar orada evlendirip yerleştirmek, bu şekilde
kendisini sahiplenmek isterler. Fakat Efendi Hazretleri
önceden tenbihli olduğu için kabul etmez. Yoluna devam
edip köyüne ulaşır. Orada evlenip barklanır, fakat kimseye
sırrını ifşaya yanaşmaz. Köylüler de deli molla diye
hitap ettikleri bu garib dervişi köye çoban yaparlar.
Bir gün aynı zamanda amcası olan kayınpederi
hakiki vechiyle tanıyamadığından bir sebeple kızarak
suratına tokatı aşkeder. Bunun üzerine Bahrullah Efendi
boynunu büker:
-Hakkınızı helal ediniz efendim, der, eliniz
acıdı.
Yunus da şöyle buyurmaz mı:
Dövene elsiz gerek
Sövene dilsiz gerek
Derviş günülsüz gerek
Sen derviş olamazsın
Sen hakkı bulamazsın.
O günlerde Sivas Valiliğinde bulunan
Memduh Paşa görev icabı Tokat'a gelir. O devirlerde
Tokat da Sivas'a bağlıdır. Eksel köyünden geçerken yanında
bulunanlara Bahrullah Efendi ile görüşmek istediğini
bildirir. Tanımadıklarını söylerler. Öyle ya soran koskoca
Vali Paşa Hazretleri, sorulan köyün garip çobanı. Nereden
akıllarına gelsin. Memduh Paşa, Bahrullah Efendi'nin
yüksek tevazu sebebiyle gizlendiğini anlar. Huzuruna
gider. Onu, irşada memur olduğu, bu maksatla Tokat'a
gönderildiği, gizlenmek yerine Peygamber Efendimiz'den
kendisine kadar sahih yed ile gelen yolun yayılması,
devam ettirilmesi için üzerine düşen vazifeyi yapması
gerektiği, yoksa mesul olacağı hususunda ikna eder.
Bu hadiseden sonra Bahrullah Efendi, kurduğu irşad mektebinden
etrafına nurlar saçmaya başlar. Vafatından sonra evlatları,
torunları bu hizmeti devam ettirirler.
Filhakika evliya-yı kiram Allah-ü Teala'nın
kabbeleri altında gizli olduğundan bilinmekleri gerekmez.
Hatta şöyle söyleyebiliriz ki sırrı ağyara faş etmemek
bu yolun erkanındandır. Zaten açığa vursalar da o sırrı
nasibi olmayanlardan kim anlar ki. On sekiz bin alem
varlığına şehadet edip duruyorken kafirler hala niye
inkar edip duruyorlar?
Yalnız dikkat edelim ki yüzüne karşı
peçe tutunulacak kişi dost değil, düşmandır. Hazret-i
Mevlana'nın tabiriyle:
Halvet
ağyardan olur; yardan değil. Kürk kışın işe yarar;
yazın değil.
Muhakkak ki tevazu mümin-i kamilin
ziynetidir. Ama haddini bilip, edeb üzre olmak başkadır;
kendisine verilen vazifeyi yerine getirmek başkadır.
Hem ne büyük saadettir Yüce Mevla'nın kullarının hidayetine
vesile olmak.
İnsanların ve cinlerin hakiki muallimi
Muhammed Mustafa Aleyhissalat-ü Vesselam Efendimiz şöyle
buyurmazlar mı:
Allah-ü Teala, melekleri, yuvasındaki karıncadan,
denizdeki balığa kadar bütün yer ve gök ehli, insanlara
hayrı öğreten kişi için salat ederler.
Ehil olanların bir an bile bu hayırdan
geri kalmaları gerekmez. Şunu da unutmayalım ki gerçek
ehliyet sahipleri, Bahrullah Efendi gibi kendilerini
ehil görmeyenlerdir.
|