|
(yayının orjinal nüshasını görmek için resime tıklayınız)
Dergimizin 29. sayısına ölüm yıldönümü olması
sebebiyle Fatih dersiamlarından Ahıskalı 'yi kapak konusu yapmıştık. Derginin piyasaya
çıkmasından sonra Ali Haydar Efendi'nin sevenleri bizleri
arayarak böyle bir çalışmadan dolayı teşekkür etti ve bizleri
İstanbul'un Fatih semtinde bulunan ve Ali Haydar Efendi'nin
yaşadığı mekana davet ettiler. Bizlerde davete icabet ederek
gittik ve İstanbul'un göbeğinde geçmişten geleceğe ışık huzmeleri
saçan bir müstesna mekanla karşılaştık. Bu mekanın ismi Yanyalı
İsmet Efendi Dergahı
idi. Bu güzel dergahı ve dergahın müdavimlerinin faaliyetlerini
sizlere duyurmak maksadıyla küçük bir dosya hazırladık. İnşallah
bu vesile ile bu güzel mekan ve güzel insanları sizlere tanıtmış
oluruz.
İstanbul'un her yeri mana kokuyor. İstanbul'un neresine giderseniz
gidin, manevi büyüklerimizin bir mirası ile karşılaşmanız
mümkündür. Camisinden külliyesine, dergahından medresesine
kadar yüzlerce müstesna mekan alıcıları açık olanlara maneviyattan
ve tarihten birçok sırlar takdim eder. İstanbul'un Fatih semtinde
bulunan ve Yanyalı Şeyh Mustafa
ismet Efendi tarafından tesis edilen "İsmet Efendi
Tekkesi" de bu güzel ve müstesna yerlerden biri. İsmet
Efendi Tekkesi, Yanyalı Şeyh Mustafa
ismet Efendi (k.s)
tarafından tesis edilmiş ve vakfiyesinde geçen ifade
İle 'Derunünde icra-yı zikrullah olunmak üzere' 1872'de vakfedilmiş
bir yer. Ve taşıdığı manayı günümüze kadar bozmadan aktarmasını
bilmiş.
Yanyalı Şeyh Mustafa
ismet Efendi (k.s)
tarafından tesis edilen bu mekanda kendisinin altı
ay kadar mukim olduğu ve 'Tekkeyi buldunuz, ama galiba şeyhi
kaybedeceksiniz" diyerek vefatını haber verdiği rivayet
edilir. Bilindiği üzere Yanyalı Şeyh Mustafa
ismet Efendi (k.s)
, Mekke-i Mükerreme mücavirlerinden ve Nakşi-Halidi
büyüklerinden Abdullah-ı Mekki Hazretleri tarafından yetiştirilmiştir.
Şeyhinin vefatının ardından Edirne'ye gelmiş, daha sonra bir
müddet de istanbul'da Koca-mustafapaşa semtinde ikamet etmiştir.
On altı sene kutbiyyet makamında bulunmuş bir mana eridir.
II. Abdülhamid dönemi Dahiliye Nazırı Memduh Paşa'dan Tophane
Müşiri Zeki Paşa'ya kadar devrin ileri gelenlerinin pek çoğu
kendisinden feyz almıştır.
Sultan Abdülmecid Han da İsmet Efendi'nin dervişlerindendir.
Hatta vefatında İsmet Efendi Tekkesi civarında bulunan Sultan
Selim Camii bahçesine defnedilmesini, her cuma akşamı tekkenin
şeyhi olan zat ve on kadar dervişin gelerek türbesinde hatm-i
hacegan okumalannı vasiyet etmiştir. Rivayet edildiği üzere
Mustafa İsmet Efendi 60 kadar zata hilafet vermiştir. Yetiştirdiği
halifeleri Tokat'ta, Bandırma'da, Bursa'da, Rumeli'nin birçok
yerinde hakikat çerağını uyandırmışlardır.
Allah'ım bana vadetti;
yoldan geçerken bu tekkenin kapısından bir kere muhabbetle
bakanları dahi unutturmayacak, onlara şefaat edeceğim
buyururlarmış.
İsmet Efendi'nin satın alarak dergah olarak vakfettiği Nurettin
Paşa konağı yandığı için Hacı
Ahmed Efendi'nin meşihati zamanında Memduh
Paşa tarafından şimdi mevcut olan ahşap harem ve selamlık
kısımları müceddeden inşa ettirilmiştir. Tevhidhane olarak
kullanılan birer tonoz kubbeyle örtülü iki bölüme sahip Bizans
yapısı kagir bina tekkelerin şeddinden sonra uzun süre metruk
kalmış, nihayet 'nin
damadı ve vekili Osman Nuri Efendi tarafından Anıtlar Yüksek
Kurulu'nun da izniyle minare ve son cemaat yeri ilave edilip,
ortasındaki duvar kaldırılmak suretiyle 1958 yılında camiye
çevrilmiştir. Dergahın geniş bahçesini üç taraftan çevreleyen
taş duvarlardan cümle kapısını da barındıran kuzey kısmı 1992'de
yolu genişletmek için yıkılmış yerine be-ton bir duvar inşa
edilmiştir. Duvar üzerinde yer alan içten tonoz kubbeli dıştan
çatı ile örtülü Bizans yapısı sarnıç da aynı yıkımda ortadan
kalkmıştır.
Hazirede İsmet Efendi'nin, küçük mahdumu Abdullah
Bahaeddin Efendi'nin, tekkenin postnişinleri; Dimetokalı
Şerif
Kudsi Efendi, Edirneli Hüseyin
Kudsi Efendi, Kutbü'l İrşad Zağralı Halil
Nurullah Efendi ile Nevrakoplu Hacı
Ahmet Hilmi Efendi'nin, Memduh Paşa'nın, İsmet Efendi'nin
hulefasından ve rical-i Devlet-i Aliyye'den Ali Sırrı Efendi'nin,
yine hulefadan Süleyman Remzi Bey'in, ihvandan ve huzur-ı
hümayun hocalarından Ahmed Hulusi Efendi'nin ve eski kadılardan
Tikveşli Süleyman Remzi Bey'in kabirleri bulunmaktadır.
Tekkenin son şeyhi Fatih dersiamlarından Ahıskalı olmuştur. Dini ve manevi ilimlerde devrinin
müstesna şahsiyetlerinden olan Ahıskalı burada Fatih Medreseleri'ne intisab etmiştir.
İlmi silsiledeki icazetini 1901 yılında Çarşambalı Ahmed Hamdi
Efendi'den almış ve 1902'de Dersiam olarak ders vermeye başlamıştır.
Bu arada hukuk eğiti<mine devam etmiş ve 1906'da Mekteb-i
Nuvvab'dan (Hukuk Fakültesi) mezun
olmuştur. Daha sonra Fetvahane Fıkıh Müsevvidliği ve Sahn
Medresesi Fıkıh Müderrisliği vazifelerinde bulunmuştur. Huzur
Dersleri basmuha-tablığı gibi devrinin en mümtaz ilim meclislerinde
yer alan ,
aynı zamanda Mecelle Telif ve Tercüme Komisyonunun da üyesi
idi. Tasavvuftaki yetişmesi Bandırma'lı Bezzaz Ali Efendi'dendir.
Kendisine intisab ettikten sonra, 'kitap ötesi ilimde de'
temayüz etmiş ve 1914'de müridlerin reyi ve Meşihat Makamının
tayini ile irşad makamındaki hizmetine Çarsamba'daki bu mekanda
devam etme hakkı tanınmış, ancak bir haksız engel sebebi ile
buradaki hizmete başlaması 1919'u bulmuştur.
Tevhid inancının anlaşılması ve yaşanması konusunda her zaman
İslam'ın özünü teşkil eden yaklaşımı esas alan , "Allah'ın insanları dış görünüşleriyle
değil, ancak salih amelleriyle değerlendireceği" ilahi
gerçeğini her vesile ile vurgulamıştır. Tasavvuf yolunun asla
kalabalık taraftar toplama faaliyeti olmadığını şu ifadesiyle
anlatırdı;
Bu yol, en berrak
ve leziz suların aktığı bir çeşmedir, susayan gelir içer.
Şeyhlik makamı ise talep edilmez, ancak ihsan edilir.
İçi her daim Hakk ile dışı halk ile içice mütevazı bir hayatı
vardı. 1960 Ağustos'unda vefat ederek Edirnekapı Şehitliği'nde
sırlanmıştır.
Günümüzün önde gelen alimlerinden
Emin Saraç Hocaefendi de Hazretleri'nin talebesidir. Ali Haydar
Efendi'nin Fatih Dersiamlığı makamında icra ettiği klasik
İslami eserlerin okutulması geleneğini bugün devam ettiren
Emin Saraç Hocaefendi, aynı zamanda Eksel'li Bahrullah
Efendi Hz. yoluyla İsmet Efendi Hazretleri'nden feyz alan
Erbaa'lı Merhum Üzeyir Efendi'nin torunu, merhum Osman Saraç
Hocaefendi'nin ağabeyidir. Rahmetli pederi Mustafa Hocaefendi
tarafından, biri kız diğerleri erkek diğer dört kardeşi ile
birlikte tek parti dönemindeki en zor zamanlarda okutularak
hafız yetiştirilen Emin Saraç Hoca, daha sonra Mısır'daki
El-Ezher Üniversitesi'ne gitmiş ve çok zor şartlarda orada
ilim tahsil etmiştir. Emin Saraç Hocaefendi, gerek Ali Haydar
Efendi'nin ilmi, tasavvufi ve insani yönlerinin tanınmasında
ve gerekse bu mekanın tarihinin ve manasının anlaşılmasında
başvurulacak en doğru canlı kaynaklardan birisi olmuştur.
'nin vefatından
sonra damadı Osman Nuri Efendi,
33 sene bu mekanın hem maddi hem de manevi hizmetini görmüş,
bu mekanın "İnsan hamurunun Rahman'ın rızası yönünde
yoğrulup şekillendirildiği" bir irşad merkezi olmasını
temin etmiştir. 1991'de Nuri Efendi'nin vefatından sonra,
bu mekanda Ezher Üniversitesi ulemasından ve milletvekilliği
dahil pek çok devlet makamında vazife ifa etmiş olan damadı
Osman Saraç Hocaefendi hizmette
bulunmuş.
Osman Saraç Hocaefendi'nin 1998'de vefat etmesinden sonra
bu mekandaki hizmetlerin daha sistemli, sürekli ve yasal bir
çerçevede sürdürülmesi gereğine binaen, Osman Saraç'ın iki
mahdumunun da aralarında bulunduğu bu mekanın manası etrafında
birlesen gerçek Bab-ı İsmet dostları tarafından Yanyalı
Mustafa İsmet Efendi Camii ve Müştemilatını Koruma, Eserlerini
Araştırma ve Yaşatma Derneği
adı altında bîr demek kurulmuş ve mekanın hem manevi, hem
de maddi değerlerini koruma ve geliştirme faaliyetlerine başlanmıştır.
Bu mekanın son tarihi şahsiyeti 15 Eylül 2001 'de kaybettiğimiz
Saide Nazlı Hanımefendi idi.
'nin kızı,
Osman Nuri Efendi'nin zevcesi, Osman Saraç Hocaefendi'nin
kayınvalidesi olan ve 84 yıllık hayati boyunca Osmanlı'nın
son devri ile Cumhuriyet tarihine tanık olan, babası Şeyh
Ali Haydar Efendi vasıtası ile bir devrin kıymetli ve manevi
şahsiyetlerini yakından tanıyan Saide Hanım, dergaha önemli
hizmetlerde bulunmuş, sadece bu mekanın değil, İstanbul'un
önde gelen hanımefendilerinden biri İdi.
Bu mekanı ihya edip yukarıda zikredilen şahsiyetlerin hatırasını
yaşatmayı hedef edinen demeğin yönetim kurulu ve üyeleri,
bu mekanın misyonuna inanmış, tümü dini formasyona sahip,
eğitim düzeyi yüksek, çeşitli meslek gruplarından gayretli
insanlardan oluşmaktadır.
|