|
Allah'ın bir şeyi
"yapması" biz insanların birşeyi yapması gibi
değildir. Bizler, mesela, elimizi kaldırdığımızda, bu,
bir sebebe ve sonuca dayanır: Ya bir şeye işaret ediyoruzdur,
ya bir şeyi tutacağızdır, ya bir reflekstir, yada buna
benzer saikler vardır. Ve bu fiilimizin bir zaman diliminde
yalnızca tek bir sonucu oluşur.
O'nun (c.c.) ise bir taş parçasının
yerini değiştirmesinde, aynı anda, hem fizik, hem metafizik
boyutta birden fazla, tam olarak bilemiyeceğimiz sayıda
sebebi ve sonucu vardır. Bu fiilin iki boyutta incelenmesi
mümkündür: Fizik (zahiri) ve fizikötesi (batıni) boyutu.
Her iki boyuttaki incelememiz de, bizi yine tek bir
açıklama mecrasına götürür: Hikmet.
O'nun bizden istediği şudur: Sünnetullah'ı
doğru okuyun. O'ndaki fizik ve fizikötesi hikmetleri
görün. Yaşantınızı, kainattaki ilahi dengeyi bozmayacak
şekilde oluşturun.
Kainatı doğru okumama iki şekilde olur:
Eğer fizik hikmetleri yani zahiri işleyişi görmez, yada
görüp de gerekeni yapmazsanız, canınız yanar, bu dünyada
bir ıstıraba düçar olursunuz. Fizikötesi hikmetlerden
haberdar olmanız, sizi kurtarmaz. Esasen fizikötesi
hikmeti yani manevi hikmeti de doğru okursanız, bu,
size fizik mekanizmayı da görmenin yolunu açacaktır.
Fizik hikmetleri görür, amma fizikötesi
hikmetleri görmezseniz, bu dünyadaki ıstırabınız belki
az olur --zira tabiattaki mekanizmayı kavramaya çalışıp
buna uymaya gayret ederseniz karşılığını alırsınız.
Ancak, sonuçta gerçek hayat alemine geçildiğinde herkes,
fizikötesi hikmeti görüp görmediğinden, gereken dersi
alıp almadığında sual olunacaktır. Dolayısı ile, bu
okuma tam ve doğru bir okuma olmamış, ıstırab yine mukadder
olmuştur. Kaldı ki, fizikötesi hikmeti görmeden gayret
sarfetme, hele hele bir de "benlik", ve "ilahi
olanı red" temeline dayanıyorsa, bunun sonucu da
çok acıdır: Daha bu dünyada gereken ceza verilir. Zira
şu basit gerçeği göremezler: Fizik hikmeti bu gün bir
derece çözersiniz, ve tedbiri alırsınız. Amma insanın
bilgi seviyesini Yaradan'ın sonsuz bilgi ve kudreti
ile karşılaştırmak mümkün değildir. O, insanoğlu'nun
bilme derecesinden her zaman önde olduğu için, yeni
yaratacağı oluşumlar karşısında insanoğlu daima aciz
kalacaktır. Somutlaştıralım: Dünün insanı fırtınayı
önceden tahmin edemezdi, mağdur olurdu. Yıldırımdan
korunamazdı. Bugün artık fırtınayı tahmin etmeyi öğrendi,
tedbirini aldı, yıldırımdan korunmayı öğrendi, tedbirini
aldı. Bugün ise depremi tahmin edemiyoruz, mağdur oluyoruz.
Yarın bu da artık hava tahmini gibi çözülebilecek bir
olay olacaktır. Ve o zaman depremin zararından sakınmak
mümkün olacaktır. Gene dün verem şifasız bir hastalıktı,
bugün devası mümkün. Gel gör ki bugün de AIDS denen
şifasız bir bela var. Yarın buna da bir aşı bulunabilir.
Ancak o zaman yepyeni, henüz çözümü bilinmeyen bir musibetin
ortaya çıkması elbette muhtemeldir. İşte hikmet penceresinden
işin özeti böyledir.
|