|
Ülkemiz, Batı aleminin yüzyıllara
yayılan değişim süreçlerini
onyıllara sığan başdöndürücü
bir aralıkta yaşadı ve yaşamakta.
Hızlı dönüşümler, hayatımızda
daha önceden var olan kavram ve kurumları
yenileriyle değiştirmeyi öngördü.
Bu dönüşüm projesi ne kadar başarılı
oldu, kaldırılan kavram ve kurumların
yerlerine daha iyi ve başarılı olanları
mı geldi, bilinmez; kaldı ki bizim burada
sorguladığımız esas konu da bu değildir.
İşaret ettiğimiz; hızlı
dönüşüm ve değişim sürecinde
temel ödevimiz olan yaradılışın
özüne uygun bir gelişimin gerekliliğidir.
Bu öze uygun gelişimler hayatımıza
doğru kavramları, sağlıklı
işleyen kurumları, medeni toplum ve bayındır
şehirleri getirecektir.
Ne
yazık ki, bugün, böyle bir tablodan söz
etmek güçtür. Bu mekanın bulunduğu
şehir ve şehrin bu semti de, temelleri sağlıklı
olmayan hızlı değişim ve dönüşümlerin
rüzgarları ile yüzyıllar öncesinin
maddi ve manevi atmosferini aratır hale gelmiştir.
Dokusu bozulan sosyal yapı, çarpık
kentleşme ve dünyevi hırsın yükselttiği
beton yığınları arasında bu
mekan, hala bir ilim ve irfan ocağı, bir sosyal
terbiye merkezi, kapısı muhabbetle bakan herkese
açık, eski İstanbul medeniyetinin alçakgönüllü,
yeşillere bürünmüş bir kalesi olarak direnmektedir.
Bu mekan, adlarını burada
zikredemediğimiz nice Allah dostlarının
muhabbet ve gayretleri ile yıllar boyu ihya oldu.
Dün dergah idi, tekke idi, bugün dernek olur,
yarın bambaşka bir oluşum icab eder,
öyle devam eder. Ama bir şey baki kalır:
Vakıfın şartı, yani; yaradılışımızın
sebebi olan Yaradan'ı bilmek,
her an O'nu anmak ve yaradılışımıza
uygun insanlar olma, medeni toplumlar inşa etme
yolundaki gayret. Bu gayret hakikat şerefesindeki
bir sadadır ki her vakit bir başka makamdan
terennüm edilir. Makam değişir, ama çağrı
değişmez.
Gayret bizden, tevfik Allahtandır.
|