|
Hz. Peygamberden kendisine
intikal eden yed-i sahihle bilinen bir mürşid lazımdır.
Böyle bir mürşid mürşid-i kamildir ki onun eli yedullah
menzilindedir. Saliklerin kalblerini masivallahtan temizler.
Ahlak-ı ilahi ile ahlaklanmışdır. Seyr-i ilallaha vasıl,
seyr-i fillaha naildir. Eğer seyr-i anillah'ta, özellikle
seyr-i billah'ta ise böyle bir mürşidi kamil Allah'ın
dinine irşad eden mürşidlerin en yükseğidir. Bunun alameti,
Allah tarafından bazı saliklerin kalbinde salat-ı zikir
ve fikir ve ilahi cezbelerden bir çezbe ile bilinir.
Veliyyullah olana şahid ve meşhudda gaybet ve şuhud
alemleri zahir olur. Nakıs mürşid ise ehlullah indinde
telvin ve ahlakıyla bilinir. İnsan-ı kamil Allah'tan
haberdar olan alimler indinde temkin ile bilinir. İnsan-ı
ekmel de seyr-i anillah makamında olup kendisinden sonra
telvinde olur. Bu ise taraf-ı ilahiden mürşittir. Nitekim
hadis-i kudside
Benim kubbelerim altında
öyle velilerim vardır ki onları benden başka kimse
bilmez.
buyrulmuştur.
Salik-i ilahi bunları irfan nuru ve
yakin sırrı ile bilir. Kamillerin ekmelinden olanın
makamı ise "seyr-i billahtır." Başkalarına
numune-i imtisal olmak için edeble yer içer. Allah'ın
kullarına faydalı olmak gayesiyle edep üzere çarşılarda
yürür. Bunun hali "O her an bir tasarrufta bulunmaktadır"
olup, kemali ancak nur-ı ilahi, halvet ve celvette şühud
ve meşhud ile bilinir. Bu makamda olanlar tevfik-ı ilahi
sayesinde ilm-i irfan ile bilip, nur-u vicdan ile anlarlar.
Onlar güçlü hükümdarın katında, razı olunan yerde, Hakkın
mükemmel nimetleri içerisindedirler.
Güneşin bulut ve perde arkasında bulunması
bilinmesine engel teşkil etmez. İnsaf sahibi bir kalp
Allah'ın birliğine şehadet eder, Münkirler ise devamlı
Allah'ın gazabındadırlar. İnsaf ehlinin alameti sevgilerinin
gafiller hariç iki cihanda ortaya çıkmasıdır. "Onları
Allah'ı sever gibi severler. Müminlerin Allah'ı sevmeleri
ise daha şiddetlidir." Huzurundaki bütün ziyaretçilere
nurları sebebiyle Cenab-ı Hakkın mülahazası zahir olur.
Allah'tan gafil olmadıkça meclisindekiler sözlerini
dikkatle dinlerler. Ziyaretçileri iradeleri elinde olmadan
bütün hal ve tavırlarını kayıt altına alırlar ve feyz-i
ilahi sayesinde ızdırapları defolunur.
Bu zatlar Allah'ın iradesi ile şeriatte,
tarikatte ve sünnet-i seniyyede berdevamdırlar. Kendilerine
bahşedilen nur-u ilahi firaseti sayesinde insanların
kalplerine nüfuz ederek içinde bulunanları anlarlar.
Mürşid-i nakıs da mürşid-i kamil gibidir.
Çünkü onun eli mürşid-i kamilin eli mesabesindedir.
Şu kadar ki rabıta-i şerife şeyhi olan kamil-i billah
ile gerçekleşir. Mürşid-i kamilin rabıtası feyz-i ilahi
sayesinde mübtedilerde gaybubet meydana getirir. Eğer
gaybet ve fena hali birdenbire veya bir tesir dolayısıyla
ortaya çıkacak olursa bir veliyy-i kamil için bundan
başka bir delil ve şahit olamaz. Böyle bir veliyy-i
kamilin büyüklüğü şudur ki yerler, gökler, alemler ind-i
ilahideki hürmetleri sebebiyle ayakta durur.
Nakıs taliptir. Kamil velidir. Ekmel
ise ehlullahın en yücesidir. Ekmel-i kamilin yani seyr-i
billah makamında bulunanın vücudu iki cihan için rahmettir.
Bunun azametini Allah'tan başka kimse bilmez. Ehl-i
sülük arasındaki kemalatın farkı damlanın okyanusa nisbetle
olan farkı gibidir.
Şunu biliniz ki bu devlete ancak evliyanın
talimi sebebiyle ve ehlullahın gönlü tarafından kabul
olunmakla erişilebilir. Çünkü feyz-i akdes-i mukaddes
ehlullahın kalplerinden teveccüh ve aksetme yoluyla
taliplerin kalplerine bilanüzül nüzül eder. Bu aksetme
Cenab-ı Hakkın keremi sebebiyle müridin kalbinde tesirde
bulunma ve onu manevi rengi ile boyama şeklinde meydana
gelir. Nitekim Efendimiz (s.a.v)
Gönlüme
akıtılan her şeyi Ebubekir'in (r.a) gönlüne akıttım.
buyurmuştur.
Salikte gaybet ve bahr-i ilahinin enginliklerinde
garkolma meydana geldiği gibi fena ve fenaü'l fena fillah
dahi zuhur eder. Bu hal ise kabul ve Allah'a vusul demektir.
Hal ve ahval demekle kasdolunan ise ancak Allah-ü Tealanın
zatıdır.
|