Soru: "İslam dünyası neden geri kaldı?" sorusunu anlamlı buluyor musunuz?

İbrahim Kalın: Bu, Müslüman toplumların yaklaşık iki asırdır cevap bulmaya çalıştığı bir soru. Bu manada anlamlı bir soru olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan İslam medeniyetinin kendi iç dinamikleri açısından bakıldığında, bu soru aslında Batılı bir sorudur. İlerilik gerilik kavramlarını bugün Batı medeniyetinin geldiği refah seviyesini esas alarak tanımlıyoruz. Batının sosyo-ekonomik ve teknolojik üstünlüğü kıstas olarak kabul edildiğinde İslam dünyasının geriliğinden bahsedebiliriz. Fakat İslam dünyasını kendi iç değer ve dinamiklerine bakarak değerlendirdiğimizde farklı bir analiz çerçevesi kullanmamız gerekir. Son iki asırdaki zihin serüvenine baktığımızda bu yönde sıhhatli adımların atılmadığını görüyoruz. Modernitenin köklü meydan okuyuşuna ilk defa cevap vermeye çalışan ve çağdaş İslam düşüncesinin oluşumuna katkıda bulunan düşünürlerin pek çoğu, diyar-ı islamın inhitatını ancak Paris'i gördükten sonra dillendirmeye başladılar. Afgani'den Prens Sabahattin'e, İkbal'den Seyyid Ahmed Han'a kadar ondokuz ve yirminci yüzyıl İslam düşüncesine damgasını vuran aydınların hemen hepsi, İslam dünyasının de facto durumunu kendi iç dinamikleri (itikadı, felsefesi, sanatları, ahlaki normları, toplumsal dokusu, bilim geleneği, siyasi kurumları, maddi hayat anlayışı, dünya-ahiret dengesi, vs.) açısından değil, kendilerini cevap vermek zorunda hissetikleri yükselen Batı medeniyeti ve dünya görüşü açısından tahlil edip belli sonuçlara vardılar. Bunun Said Halim Paşa, Bediüzzaman Said Nursi, (burada Renan Müdafaanamesi'ndeki Namık Kemal'ın adını da zikredebiliriz), Eşref Ali Tanvi, Seyh Ahmed el-Alevi, Seyh Abdülkadir el-Cezairi gibi önemli istisnaları var. Hatta bu son derece önemli ve ısrarla incelenmekten kaçınılan istisna guruba, geleneksel medrese hocalarını ve tasavvuf erbabını eklemek gerekir. İslam medeniyetinin kendi iç bütünlüğü ve sürekliliği açısından baktığımızda, bu grubun 'tepkisizliği' aslında ciddiyetle ele alınması gereken bır tavır. İslam medeniyeti neden geri kaldı sorusunun yanısıra, İslam medeniyeti kendi değerler sistemi üzerinde yeniden nasıl yükselecek sorusunu sorduğumuzda, bu 'pasif' ve 'içsel' tavrın son derece önemli olduğunu düşünüyorum.

İslam dünyası neden geri kaldı sorusuna bilindiği üzere pek çok cevaplar verildi; verilmeye devam ediyor. Bunları burada tekrar etmemize sanırım gerek yok. Lakin şu hususu kısaca belirtmekte fayda var: İslam medeniyetinin izafi duraklamasını tek bir sebeple açıklamaya çalışan indirgemeci yaklaşımları bir kenara bırakıp, çok unsurlu bir tahlil çerçevesine ihtiyacımız var. "İslam dünyası modernleşme trenini kaçırmasaydı bugün farklı bir yerde olurduk" yaklaşımı, ancak modernleşme paradigması yegane ölçü olarak kabul edildiği zaman bir anlam ifade ediyor. Bunu hepimiz, Batı medeniyetinin öncülüğünü yaptığı modernleşme ve sekülerleşme sürecinin şu anda içine girdiği kriz neticesinde daha net olarak görüyoruz. Batı intelijensıyasının ve kollektif bilincinin modernist paradigmayı aşma gayreti içinde olduğu bir dönemde İslam dünyasının ondokuzuncu yüzyılda formule edilmiş sorularla kendine bir çıkış yolu araması büyük bir hata olur.

1 2 3 »»

[ yazdırın ]
[ kaydedin ]
[ başa dön ]
Son Güncelleme
14.12.2003 21:00
     
  [ Site Haritası ] - [ Destek ] - [ Araçlar ] - [ Kullanım Hakları ]
[
Sık kullanılanlarınıza ekleyin ]
- [ Ana sayfanız yapın ]