|
"İslam dünyası neden
geri kaldı?" sorusunu anlamlı buluyor musunuz?
Bu, Müslüman toplumların yaklaşık iki
asırdır cevap bulmaya çalıştığı bir soru. Bu manada
anlamlı bir soru olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan
İslam medeniyetinin kendi iç dinamikleri açısından bakıldığında,
bu soru aslında Batılı bir sorudur. İlerilik gerilik
kavramlarını bugün Batı medeniyetinin geldiği refah
seviyesini esas alarak tanımlıyoruz. Batının sosyo-ekonomik
ve teknolojik üstünlüğü kıstas olarak kabul edildiğinde
İslam dünyasının geriliğinden bahsedebiliriz. Fakat
İslam dünyasını kendi iç değer ve dinamiklerine bakarak
değerlendirdiğimizde farklı bir analiz çerçevesi kullanmamız
gerekir. Son iki asırdaki zihin serüvenine baktığımızda
bu yönde sıhhatli adımların atılmadığını görüyoruz.
Modernitenin köklü meydan okuyuşuna ilk defa cevap vermeye
çalışan ve çağdaş İslam düşüncesinin oluşumuna katkıda
bulunan düşünürlerin pek çoğu, diyar-ı islamın inhitatını
ancak Paris'i gördükten sonra dillendirmeye başladılar.
Afgani'den Prens Sabahattin'e, İkbal'den Seyyid Ahmed
Han'a kadar ondokuz ve yirminci yüzyıl İslam düşüncesine
damgasını vuran aydınların hemen hepsi, İslam dünyasının
de facto durumunu kendi iç dinamikleri (itikadı, felsefesi,
sanatları, ahlaki normları, toplumsal dokusu, bilim
geleneği, siyasi kurumları, maddi hayat anlayışı, dünya-ahiret
dengesi, vs.) açısından değil, kendilerini cevap vermek
zorunda hissetikleri yükselen Batı medeniyeti ve dünya
görüşü açısından tahlil edip belli sonuçlara vardılar.
Bunun Said Halim Paşa, Bediüzzaman Said Nursi, (burada
Renan Müdafaanamesi'ndeki Namık Kemal'ın adını da zikredebiliriz),
Eşref Ali Tanvi, Seyh Ahmed el-Alevi, Seyh Abdülkadir
el-Cezairi gibi önemli istisnaları var. Hatta bu son
derece önemli ve ısrarla incelenmekten kaçınılan istisna
guruba, geleneksel medrese hocalarını ve tasavvuf erbabını
eklemek gerekir. İslam medeniyetinin kendi iç bütünlüğü
ve sürekliliği açısından baktığımızda, bu grubun 'tepkisizliği'
aslında ciddiyetle ele alınması gereken bır tavır. İslam
medeniyeti neden geri kaldı sorusunun yanısıra, İslam
medeniyeti kendi değerler sistemi üzerinde yeniden nasıl
yükselecek sorusunu sorduğumuzda, bu 'pasif' ve 'içsel'
tavrın son derece önemli olduğunu düşünüyorum.
İslam dünyası neden geri kaldı sorusuna
bilindiği üzere pek çok cevaplar verildi; verilmeye
devam ediyor. Bunları burada tekrar etmemize sanırım
gerek yok. Lakin şu hususu kısaca belirtmekte fayda
var: İslam medeniyetinin izafi duraklamasını tek bir
sebeple açıklamaya çalışan indirgemeci yaklaşımları
bir kenara bırakıp, çok unsurlu bir tahlil çerçevesine
ihtiyacımız var. "İslam dünyası modernleşme trenini
kaçırmasaydı bugün farklı bir yerde olurduk" yaklaşımı,
ancak modernleşme paradigması yegane ölçü olarak kabul
edildiği zaman bir anlam ifade ediyor. Bunu hepimiz,
Batı medeniyetinin öncülüğünü yaptığı modernleşme ve
sekülerleşme sürecinin şu anda içine girdiği kriz neticesinde
daha net olarak görüyoruz. Batı intelijensıyasının ve
kollektif bilincinin modernist paradigmayı aşma gayreti
içinde olduğu bir dönemde İslam dünyasının ondokuzuncu
yüzyılda formule edilmiş sorularla kendine bir çıkış
yolu araması büyük bir hata olur.
|