Soru: İslam dünyası olarak neden hep mazlum ve zayıf durumdayız?

İbrahim Kalın: Bu soru da benim yukarıda kısaca tenkide tabi tutmaya çalıştığım çerçevenin ürünü bir soru. Bu çerçeve içinde kaldığımız müddetçe bu soru tutarlı ve anlamlı bir soru. İslam dünyasının zihinsel enerjisinin önemli bir kısmı bu çerçevenin sınırları içerisinde kullanıldığı için bu soruya bazı cevaplar vermeye çalışalım. İslam ülkelerinin maddi, siyasi ve teknolojik anlamda zayıf durumda olduğu bir gerçek. Bu fiili durumu İslam dünyasının son iki yüzyıllık hesaplaşma serüveninden ve mevcut dünya sisteminden bağımsız ele alamayız.

Daha somut terimlerle ifade etmek gerekirse, bunu tabandan ve tavandan kaynaklanan sorunlar olarak tanımlayabiliriz. Müslüman toplumlar bireysel bilinç, eğitim, siyasi kültür ve dini-ahlaki değerlere dayalı adem-i merkeziyetçi, çoğulcu, ve demokratik bir toplum yapısının inşası gibi konularda ciddi bir ilgi eksikliğine maruz. Fakat bütün eksikliğine rağmen ben geniş halk kitlelerinin firasetinin (biz buna bugün 'sağduyu' diyoruz) hala canlılığını muhafaza ettiği kanaatindeyim. Bu sorunların aşılmasının önünde duran asıl engel, İslam ülkelerindeki tavanı oluşturan siyasi elitler ve mevcut siyasi kültürün aşılmasına yahut dönüştürülmesine karşı koydukları tutucu, hatta yer yer zorba tavır. Türkiye gibi ülkelerdeki sorun da aynı: tabanda gördüğümüz yahut tabana maletme eğiliminde olduğumuz yapısal sorunların pek çoğu, ancak üst-yapıda ciddi reformların yapılması ile aşılabilecek türden. Örneğin Türkiye'deki seçmenin siyasi tercihleri ile sosyal tercihleri arasında zaman zaman ciddi bir uyumsuzluk gözlenebiliyor. Türkiye'deki siyasi yapı köklü değişikliklere imkan tanımadığı için, insanlar önlerine gelen 4-5 partiden en iyisini seçmeye zorlanıyor ve bu politik süreçte kısır döngülerin doğmasına yol açıyor. Buna mukabil yolsuzluk, eğitim hakkı, dini özgürlükler, yerel yönetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, geleneksel değer ve adetlerin muhafazası gibi konularda şayan-ı dikkat bir tutarlılık ve istikrar gözlemleniyor. Buna genelde müslüman halkların özelde de Türkiye insanının sosyal/kollektif firaseti de diyebiliriz. Türkiye gibi ülkelerin sorunu, bu kültürel olgunluk ve derinliği siyasi yapıya taşıyaçak imkan ve mekanizmalardan yoksun olması.

Bu noktada mevcut dünya sisteminin oynadığı menfi role de temas etmek gerekir. Bugün İslam dünyasının hem ekonomik hem de siyasi manadaki en sorunlu ülkeleri, Batı Avrupa'nın ve özellikle de Amerika'nın tebası konumundaki ülkeler ve bu bır tesadüf değil. Suudı Arabistan, Mısır, Ürdün, Türkiye ve benzeri ülkelerin yaşadığı kriz sürecinin önemli etkenleri arasında, belli çıkarlar için bu ülkelerdeki baskıcı rejimlere verilen destek var. Özellikle Amerika'nın Arap dünyasındaki en yakın müttefikleri, aynı zamanda en anti-demokratik ve sivil haklardan yoksun ülkeler. Bu, bir tarafta bu ülkelerdeki monarşik yapıları takviye ederken, öte tarafta, 11 Eylül hadisesinde de gördüğümüz gibi, Amerikan dış politikasının sahiciliği konusunda İslam dünyasında çok ciddi şüphelerin doğmasına neden oluyor. Üstelik bu rejimler halkın vicdanı ve onayı değil belli pazarlıklar neticesinde verilen dış destek sayesinde ayakta kalabildiği için, bazen kendi milli menfaatlerinin ihlal edilmesine dahi karşı koyamıyorlar. Bu aynı zamanda Müslüman halkların kendi ülkelerindeki siyasi yapıdan giderek yabancılaşmasına yol açıyor. İslam ülkelerinde siyasi güç ile toplumsal irade ve vicdan arasında bu kadar büyük bir uçurumun bulunmasının başlıca sebeplerinden birinin bu olduğunu görmek zor değil.


[ yazdırın ]
[ kaydedin ]
[ başa dön ]
Son Güncelleme
14.12.2003 21:00
     
  [ Site Haritası ] - [ Destek ] - [ Araçlar ] - [ Kullanım Hakları ]
[
Sık kullanılanlarınıza ekleyin ]
- [ Ana sayfanız yapın ]