Müthiş Türk

Daha sonra Tekel'e intikal eden Tütün Rejisi'nde tütün eksperi olarak çalışan ve oradan emekli olan Hüseyin Efendi, çalıştığı zamanlarda bir gün katırın üzerindeki tütünü tartmasını isteyen Amerikalı tütün tüccarına espri olarak takılır: "Tütünü mü tartayım, katırı mı?" Amerikalı espriyi devam ettirir: "İkisini birlikte." Hüseyin Dede, Amerikalının faltaşı gibi açılan gözlerinin karşısında katırı üzerindeki yüküyle birlikte kucaklayıp kantara yerleştirir. "Ben bu Türk'ü Amerika'ya götürüp sirklerde göstereceğim" diye tutturan yabancı tüccarı zor ikna ederler. Şimdi, yüz küsur yaşında sporu hâlâ devam ettiriyor, ağırlık kaldırıyor.

Hüseyin Efendi'nin gençliğinde sesi de çok güzelmiş. Beşiktaş Sinanpaşa Camii minaresinde ezan okumaya başladığında yoldan geçenler durup dinlermiş. Tütünden arkadaşı ve aslen sarayda yetişmiş olan Ali Efendi bir gün kendisini Serencebey yokuşundaki konakta oturan Sultan Abdülhamid'in haremi Müşfika Kadınefendi'ye götürmüş. O tarihlerde 90 yaşının üzerinde olan kadınefendi hasta olduğundan yatakta yatmaktaymış. Hüseyin Efendi, "Nur gibi bir kadındı. Sanki yatağın içinde yüz mumluk bir ampül yanıyor sanırdın" diyor. Müşfika Kadın, Hüseyin Efendi'yi çok sevmiş ve Ali Efendi'ye "Bu delikanlıyı buraya tekrar getir" diye tembihlemiş. Sultan Hamid'in gelini Andelip Hanım da komşuları imiş. Kedilere karşı aşırı şefkatli olan Andelip Hanım, onlarca kediyi saray günlerinden kalma altın yaldızlı tabaklarda beslermiş. Onun bu huyunu bilen çevre halkı da kimsesiz, yavru, hastalıklı kedileri evinin önüne bırakırlarmış. Hüseyin Efendi, onun hakkında da "Mübarek kadın, inşaallah kediler vesilesiyle cennetteki makamını buldu" diyor.

Provokasyon her devirde var

Fatih'te bir caminin bahçesinde tamir işleriyle uğraşırken yanına bir genç yaklaşır. Koltuğunun altında gazeteye sarılı bir paket vardır. "Fatih Camii'ni hükümet yıkacakmış. Toplanıp mani olacağız. Bu pakette bıçak var" der. Hüseyin Efendi, "Eğer ihtiyaç varsa, yol yapılacaksa hükümet, camiyi yıkar, başka yere yenisini yapar. Mühim olan milletin ihitiyacıdır" deyip bu oltayı savurur. Birazda tozunu silkeleyip bahçe kapısından dışarı atar. Gelen bir provokatördür ve provokatörler her devirde işbaşındadır. Ama uyanık vatan evlatlarının onlara geçit vermeye niyeti yoktur.

Gerçi Fatih Camii hakında o gün öyle söylemiş ama, İstanbul'un özellikle tek parti döneminde kasten ortadan kaldırılan tarihi değerlerini bir bir sayarken yüreği sızlıyor.

Sadece bir buçuk yıl evli kaldığı hanımını 1928 yılında kaybettikten sonra bir daha evlenmeyen Beşiktaşlı Hüseyin Efendi, ömrünü kızı Neriman Hanım'la geçirmiş. 1952 yılında İstanbul Merkez Kumandanı Şahabettin Artun'un torunu, İzmir'e ilk giren Türk askerlerinden Şehit Yüzbaşı Ali Zarifi'nin oğlu Fuat Bey'le evlenen Neriman Hanım, beyini 1976 yılında kaybetmiş. Babasına son derece düşkün olan Neriman Hanım onun hiçbir hizmetini aksatmıyor. Zaten Hüseyin Efendi'nin çok fazla bir hizmeti de yok. Emekli olduğu için evinde oturuyor, bir kaç yıldır hemen hiç dışarı çıkmıyor. Askerlik günlerinden beri kullandığı kaşığıyla çok az miktardaki yemeğini yiyor. Yatsıdan sonra iki saat uyuyor. Diğer zamanlarında mı; gelen misafirlere gülümseyerek hatıralarını anlatıyor, milletin, devletin selameti için dua ediyor.

*7 Temmuz 2001 nushalı Aksiyon dergisinden alınmıştır.
Ahmet Doğru, Gönül Aytanç.

«« 1 2 3 4

[ yazdırın ]
[ kaydedin ]
[ başa dön ]
Son Güncelleme
01.11.2004 9:44
     
  [ Site Haritası ] - [ Destek ] - [ Araçlar ] - [ Kullanım Hakları ]
[
Sık kullanılanlarınıza ekleyin ]
- [ Ana sayfanız yapın ]