Ateş bir tek Rumeli'nde tutuşmamıştır, Devlet-i Aliyye-i Osmaniye'nin dört bucağı alev alev yanmaktadır. Hüseyin Efendi küçüktür ama ailenin eli silah tutan diğer fertleri, konu komşunun erkekleri birer birer vatan müdafaasına gitmişlerdir. Mesela eniştesi, I. Cihan Harbi'nde Şam'a gidip hezimetle dönen Mehmetçikler arasındadır. "Şam'da 35 bin vatan evladının İngilizler'in eline düşmesine sebep oldu" diyerek İsmet İnönü'ye tepkisini ifade ediyor.
Savaşın ardından üç aylık bir yolculuğa katlanıp Kavala'ya geri dönen eniştesinin anlattıkları da yürek yakıcıdır. İngiliz doktorları zavallı esir Mehmetçiklerin birçoğunun gözlerini ilaçlarla kör etmiştir. Mısır'da gözleri kör edilmiş bir askerle kendisinin de karşılaştığını söyleyen Hüseyin Efendi, bir dostunun Çanakkale Harbi hatıralarını naklediyor: "Bandırmalı Çiçekçi Ali Efendi de, gündüz hastaneye gelen yaralı askerlerin çoğunun Hıristiyan doktorlar tarafından zehirlenerek öldürüldüğünü söylerdi. Ben de tanıdıklarıma diyorum ki; birader, evladınız kız olsun, erkek olsun, onu okutup doktor yapın. Çünkü biz bunları gördük".
Eski Zağra Müftüsü'nün "Hüda göstermesin âsâr-ı izmihlal bir yerde - Allah bir yerde çöküntü eseri göstermesin" dediği o günler ihanetler resm-i geçidine sahne olmaktadır.
Rumeli'nde vatanı müdafaa eden askerlerin martinilerinin içine çok az miktarda barut, onun üstüne bir parça balmumu koyulup karton parçaları ile kapatılmakta, en üste de kurşun yerleştirilmektedir. Bu şekilde hazırlanan silahlarda mermi ya ileriye gitmemekte ya da hedefi bulmamaktadır. Ve silah atmadan ya da yalandan attırarak Selanik, İskeçe, Gümülcine, Drama, Serez, Kavala.. vatan parçaları birer birer teslim edilir. "Kel Hasan Paşa, altmış bin askerimizi silah atmadan teslim etti Yunanlılara" diyor, Hüseyin Efendi.
Kavala Yunan'a kalınca 1922'de Samsun'a göçen Hüseyin Efendi burada tütün işinde çalışmaya başlar. 1927 yılında ise 93 Harbinde Trabzon'dan Samsun'a gelmiş bir ailenin kızı olan Fatma Hanım'la evlenir. Fatma Hanım, bir yıl sonra aniden hastalanır. O yıllarda doktora ulaşmak kolay değildir. Bir kaç gün içinde toparlanıp 18 yaşında dünyadan giderken kocasına 8 aylık kızını yadigar bırakır.
1930 yılında Erzincan'da 15. fırka komutanı Ömer Halis Paşa'nın emireri olarak askerliğini yapar. Paşanın hanımı, Kazım Karabekir'in yeğenidir. Ayrıca kızları da vardır. Hüseyin Efendi, Paşanın evine gittiği ilk gün büyük hanıma "Paşa benim babam, kızlarınız kardeşim, sen de anamsın. Beni böyle kabul edin" der.
Dersim isyanı sırasında Paşa, Ardahan'a gitmiştir. Hüseyin Efendi, kapının önünde bir arkadaşıyla birlikte oturmaktadır. Deli Hüsrev lakaplı bir yüzbaşı, iki zabit, iki de topçu askeri at üzerinde önlerinden geçer. Yüzbaşı hiçbir sebep yokken kendisine küfredince Hüseyin Efendi paçasındaki kamayı çıkartıp, yüzbaşının yakasına yapışır, attan aşağı çeker. Bir taraftan sille tokat vurmakta, bir taraftan da "Ben askere namusuma küfrettirmek için değil, namusumu korumak için geldim" diye bağırmaktadır. At üzerindeki diğer subaylar korkudan aşağı inemezler ama akşam eve kağıt gelir. Büyük Hanım, hadiseyi tetkik eder ve olay yatıştırılır.