Her ne olursa olsun, sevgi (Hubb) dinin asıl unsurlarındandır ve ibadettir. Allah için sevme bir ibadet olduğu gibi, Allah için buğzetme de bir ibadettir. Bunlardan külliyen yoksun olan kulun, Allah'a giden ve görevler ve sorumluluklarla dolu olan ubudiyyet yolculuğunu sonuna kadar götürebilmesi düşünülemez. Çünkü sevgi enerjidir ve diğer bütün görevlerin ruhu ve harcıdır.

Hz. Peygamber (sa):
" Kimse beni babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe gerçek mümin olamaz" buyurmuş, bunun üzerine
Hz. Ömer de:
" Ben seni canım hariç, her şeyden daha çok seviyorum" deyince,
" Hayır! Canından da daha çok sevmedikçe olmaz" denmiştir.
Ömer ancak bir süre düşününce
" Evet, canımdan da daha çok seviyorum" diyebilmiştir.

Birinci ifadesi, fıtri, hissi ve cibilli sevgiyi, ikinci ifadesi ise bilgi ve akla dayalı sevgiyi anlatır. Hz. Peygamber (sa), müminlerin birbirlerini sevmede bir binanın kerpiçleri gibi olmalarını ister. Allah (cc), memnun olduğu kullarından bahsederken,

" Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Onlar ki, müminlere karşı mütevazi, kafirlere karşı ise onurlu ve izzetlidirler"(5/54) buyurur.

Buradan hareketle, Allah'ın sevgisinin öncelikli olduğu, kulun O'na karşı olan sevgisini de yine O'ndan aldığı söylenmiştir ve şair:

" Aşk odu evvel düşer ma'şûka ondan aşıka
Şem'i gör ki, yanmadan yandırmadı pervaneyi
" demiştir.

Yani Allah kulunu sevince, kulu da O'nu sever. Kudsi hadiste:

" Ben bir kulumu sevdiğimde Cebraile söylerim, o da sever ve mele-i aladaki meleklere duyurur: Allah filan kulunu seviyor, siz de sevin. Ve yeryüzünde onun için hüsnü kabul vaz'olur."

Kur'an-ı Kerime baktığımızda Allah'ın şu özellikteki insanları sevdiğini görürüz:

Çok tevbe edenler
Tertemiz olanlar
Müttakiler
İhsan sahibi olanlar (Muhsinler)
Sabredenler
Tevekkül edenler
Adil olanlar.

Kudsi hadiste de:

" Kulum bana farzlar kadar hiç bir şeyle yaklaşamaz. Onlardan sonra nafilelerle yaklaşmaya devam eder ve o noktaya gelir ki, ben onun gören gözü, işiten kulağı, yürüyen ayağı ve tutan eli olurum. Böyle olunca da onu severim. Sevince de artık ne isterse onu veririm, neden bana sığınırsa onu ondan korurum..." buyurulur.

Bu durum aksiyle, Allah'ı da ancak böyle olanların sevebileceğini gösterir. Ya da ancak böyle bir sevgi, istenen bir sevgidir. Yine bu yüzden Allah (cc) Peygamberine (sa):

" De ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin" (3/31) buyurmuştur.

Bu, Peygambere (sa) uymakla sonuçlanmayan bir sevginin doğru bir sevgi olmadığını gösterir. Ona uymak da onu tanımakla, yani bilgi ile olur. Sonuç itibariyle, doğru bilgiden yoksun bir sevginin sakat olduğu ve insanı "Mahbûba" (Gerçek sevgili olan Allah'a) götüremeyeceği, bel ki, yönünü saparak başka şahıs ya da eşyada düğümlenip urlaşacağı ve insanı şirke kadar düşürebileceği gerçeğini gösterir.

Diğer yönden, biz Kuran-ı Kerimden Allah'ın (cc) kimleri sevmediğini de öğreniyoruz:

Kafirleri
Zalimleri
Kibirli ve gururluları
Hain nankörleri
Hainleri
Haddi aşanları
Müsrifleri
Fesat çıkaranları
İhanetçi günahkarları.

Muhabbetten Muhammed olur hasıl
Muhammed'siz muhabbetten ne hasıl, derken şair, sevginin Muhammed'e (sa) uymayı sonuç vermesi gerektiğini anlatmış olmalıdır. Yoksa sevginin ona kadar gidip, onda kalması da aynı şekilde hatadır.


[ yazdırın ]
[ kaydedin ]
[ başa dön ]
Son Güncelleme
14.12.2003 21:00
     
  [ Site Haritası ] - [ Destek ] - [ Araçlar ] - [ Kullanım Hakları ]
[
Sık kullanılanlarınıza ekleyin ]
- [ Ana sayfanız yapın ]