Hocam zatı âlinizin hem ilmi
hayatınız hem de aile çevreniz dolayısıyla Sami Efendiyle,
yakında kaybettiğimiz Musa Efendi ve özellikle Abdurrahman
Hocaefendi ile teşriki mesaileriniz olurdu. Onların
sizi etkileyen yönleri, hususiyetleri, hatıralarıyla
ilgili bir sohbet yapmayı arzu ettik. Fakat önce ilim
yolculuğunuzdan şöyle bir başlasak olur mu?
1943'de İstanbul'a geldim. Babam bizi Çarşambalı Şeyh
Ali Haydar Efendiye göndermişti.
Siz
o zaman kaç yaşındaydınız?
Orası kalsın ama hafızlığımı bitirmiştim. Babamız
bizi yani dört erkek bir de kız kardeşimizi öyle karanlık
bir devirde hafız yaptı ki gayreti takdire değer.
Babam, dedem Nakşi tarikatından Ali Haydar Efendi'nin
şeyhi İsmet Efendi'nin Erbaa'daki hulefasından Bahrullah
Efendi'ye müntesiplerdi. Dedem müderrislerdendi. Dedemin
vefatı da ayrı bir hengamedir, onunla ilgili de bir-iki
şey söyleyelim. Menemen hadisesi sırasında Türkiye'nin
neresinde meşayihten bir zat varsa hapse atılmıştır.
Mürettep bir hadise olduğu için bütün din adımları
tehdit edilmiştir. Ahh... Çok hazin hikâyelerdir o
tarafı. Babam da dedem de Menemen hadisesinde suçlanan
zatları tanımadıkları, ilgileri olmadığı halde yine
de 6'şar ay hüküm giymişlerdi. Hakimin sonradan ifade
ettiğine göre bu hüküm onların Çorum'daki İstiklal
Mahkemesi'ne gitmelerine engel olmuş. Dedem o üzüntüyle
hapisten çıktıktan 3 ay sonra vefat etti.
Bizim evimiz tam bir Kur'an medresesi
idi. Babam teheccüde kalkmanın bereketiyle soğuk kış
gecelerinde dahi bütün aile efradını kaldırır, hepimize
şefkatle davranır, o teheccüdünü kılarken biz abdestlerimizi
alırız, sonra ders başlardı. Yazları evimizin arkasındaki
bahçede Kur'an okuruz. Ortalık aydınlanırken bizim
de gönlümüz aydınlanırdı. Seher vakitlerinden güneş
doğuncaya kadar bütün aile Kur'an ile meşgul olurdu.
Bir takım maddi sıkıntılar içinde yaşıyorduk fakat
huzurluyduk.
İstanbul'da bizleri bazen Ali Haydar
Efendi bazen de Fatih Camii Baş İmamı Ömer Efendi
okuturdu. Ömer Efendi de Kelâmî Dergâhı müntesiplerindendi.
Hatta 1944 veya 45 senelerinde Sami Efendi'yi onun
evinde görmüştüm; zayıfça, vakur, güzel simalı, siyah
sakallı bir zattı. Adetleri üzere koltuğa hep diz
üstü otururlardı. Ömer Efendi gayet celâlli, Hz. Ömer
meşrepli bir zat olmasına rağmen Sami Efendi'ye gayet
müeddebâne bir şekilde davranırdı. Halbuki Ömer Efendi
oldukça yaşlı, Sami Efendi ona göre genç bir kimseydi.
Ali Haydar Efendi ile Ömer Efendi'den
başka Gümülcineli Mustafa Efendi, Muhaddis İbrahim
Efendi gibi zaatlardan da ders okumaya devam ediyorduk.
Derslerinizi
camide mi okuyordunuz efendim?
Fatih camiinde de evlerde de okuyorduk. Fakat
hepsi gizlice oluyordu. Aşikâr olarak okumamız ne
mümkün. Bir müddet de Silistreli Süleyman Efendi'den
okudum. Onu hayırla yâd etmek lâzım, çünkü mürtedlere
karşı çok gayzı vardı. Gayreti diniyyesine şehadet
ederiz.
Bu
tedrisat ne kadar devam etti hocam?
8 sene devam etti. Ali Haydar Efendi'nin teşviki ile
Mısır'a gidinceye kadar. Kendisi Şifa-yı Şerifin zevkini
bana aşılayan insandır. Ondan Şerhi Akâid, Usulu fıkıh,
Mirat okudum. Meclisi dersten ibaretti; her an istifade
edilirdi, müstesna bir insandı. (Emin Saraç Hocaefendi
bu sırada kalkıyor "Size Ali Haydar Efendinin nasıl
çalışkan bir insan olduğunu göstermek istiyorum" diyor
ve Dürer kitabının yanına Ali Haydar Efendi'nin el
yazısıyla aldığı son derece güzel bir hatla yazılmış
Osmanlıca notlarını gösteriyor.) Şifa-yı Şerifi okurken
gözlerinden yaşlar nasıl süzülürdü bir görseniz. Hem
ders mütalaası hem de maneviyat dersleriyle mezcedilmişti.
Sami Efendi Hazretleri kendisini ziyarete
Çarşamba'ya geldikleri zaman ne kadar sevinçle karşılardı.
İhtiram, muhabbet o kadar olurdu. Oturacağı yerleri
düzeltir, hazırlanırdı. Kayınpederime de söylemiş
ayrıca vasiyet de etmiştir; "Vefatımdan sonra evlatlarımı
Sami Efendi'ye teslim edin" diye... Cenaze namazını
da Sami Efendi kıldırmıştır.
Mısır'a gittiğimiz zaman Mustafa Sabri
Efendi, Zahidü'l-Kevseri, İhsan Efendi hayattaydılar.
Rabbimiz nasib etti, İstanbul'daki güzel bir muhitten
Mısır'daki güzel bir muhite intikal ettirdi. Ezher'in
lisesini okuduktan sonra Şeriat fakültesini bitirdim.
Sonra kadılık mastırının bir senesini okuduktan sonra
Abdunnasır'ın zulmüyle bırakmak zorunda kaldık. Gittiğimiz
zaman Bağdat Oteli'nin 7-8. katlarını Kral Faruk bizlere
tahsis etmişti. Abdünnasır gelince çıkartıldık. Biraderim
Osman da Mısır'da yanımdaydı. Sonra Süleyman Demirel'in
ısrarı ile siyasete atıldı milletvekili filan oldu
ama yazık oldu. Şimdi vefat etti. Allah öbür tarafta
yardımcısı olsun.