Soru: Abdurrahman Efendi'nin Esad Efendi ile hukukunun nasıl oluştuğunu biliyor musunuz hocam?

Emin SARAÇ: Esad Efendi'nin Adapazarı ve Hendek'te bir hayli ihvanı bulunuyordu. O yüzden kendileri sıklıkla buralara gelip giderdi. Bu esnada hukukları oluşmuş. Vefatından öncesi son iki senesinde Abdurrahman Efendi Ramazanlarda teravih namazlarını kıldırmış. Son derece enteresandır: Menemen hadisesinden sonra "Sen Esad Efendi'ye teravih namazını kıldıran kişisin, dolayısıyla onunla bir ilgin vardır" gerekçesiyle Abdurrahman Efendi'yi de mahkûm etmişler. Sekiz sene devlet memurluğundan mahrum bırakılmış. Uzun süre de takip altında bulundurulmuş. Bu dönemde geçimini mukabelelerle sağlarmış.

Abdurrahman Efendi'nin Fehim adında bir hocası varmış. Kendisi İstanbul Selimiye camiinin imamlığında bulunmuş. 35-40 sene kadar imamlık yapmış. Esad Efendi bir gün Abdurrahman hocaya Kur'an tahsilini kimden aldığını sormuş. "Fehim Efendi"den deyince Esat Efendi bir hayli şaşırmış ve "Fehim Efendi ehli Kur'an imiş ama bize infakda bulunmamış" diyerek sitemini ifade etmiş.

Esad Efendi Kelâmî Dergâhı kapanınca bir müddet Erenköy'deki Rıza Paşa Konağı'nda kalmış. Yerleşmeden evvel konak bir tamirattan geçmiş. Abdurrahman Efendi de bu tamirat işinde bizzat çalışmış. Bu çalışmalar esnasında bir gün Esad Efendi konağa gelmiş. Güneşli bir hava imiş Abdurrahman Efendi ve diğer orada çalışanlarla bir müddet sohbet etmiş. Gerek çalışma ve gerekse güneşin bizzat onların üzerine vurması sebebiyle Abdurrahman Efendi'nin alnında şıpır şıpır ter akıyormuş. Hocaefendi alnındaki teri eliyle silmeye çalışınca terinin çok güzel koktuğunun farkına varmış. Bu koku birkaç sene boyunca hiç gitmemiş. Bunu Muhittin Efendi'ye söyleyince; "Ona nisbet-il manevi kokusu derler. O koku efendinin kokusudur" demiş. Bunu Muhittin Efendi'ye anlattıktan sonra o kokuyu bir daha duymadığını anlatırdı...

Kendileri Üstadımız Musa Efendi'nin de katıldığı talebesi Mehmet Çevik Bey'in cenazesinde "Her insan dünyaya masum gelir ama masum gitmek o kadar kolay değildir. Ben acizâne kendi şehâdetimi ve kanaatimi söylüyorum Mehmet Çevik hoca masum gelmiş masum göçmüştür" demişti. Ben de şimdi gerçi bizim şehâdetimiz bir şey ifade etmez ama gerçekten de Abdurrahman Efendi bu dünyaya masum geldiği gibi masum, fazilet ve kemâl sahibi olaraktan ahirete göçmüştür. Allah Teâlâ ona da Musa Efendimize de gani gani rahmet eylesin, yerlerini boş bırakmasın...

Abdurrahman Efendi gerçekten de derdini, kederini gizleyen, kimselere sıkıntısını anlatmayan son derece ketum bir şahsiyetti. Bu hususiyetini hoca ile birlikte, nakledildikten üç ay sonra Menderes'in kabrini ziyaret ettiğimiz bir sırada anlattığı bir hadiseden sonra bir kez daha anladım. Adnan Menderes başvekil olduktan sonra şimdi ismini hatırlayamayacağım emniyet genel müdürünü Abdurrahman Efendi'ye göndermiş. Emniyet müdürü Adnan Menderes Bey'in selamlarını, hürmetlerini getirdiğini, kendisinin hocaefendi ile bizzat görüşmeyi çok arzu ettiğini, ancak ülkenin içinde bulunduğu nazik ortam nedeniyle bunun şimdilik mümkün olmadığını belirtmiş. Başvekil ayrıca Hocaefendiden kendisi ve ülkemiz için "yüce mihraptan" dua etmesini istemiş. Ardından da emniyet müdürü Hocaefendiye bir zarf takdim ederek "Başvekilimiz bunu kabul etmenizi istirham ediyor" demiş. Hoca efendi zarfı açıp bir bakmış tam 500 lira. O zaman için çok kıymetli bir miktar. Bu paranın aylarca yettiğini söylerdi... O kadar uzun süre beraber olmamıza rağmen Hocaefendi bu hadiseyi bizlere anlatmamıştı. Bu arada Adnan Menderes Bey hocaefendiye önemli bir mesaj daha göndermiş. Ezanın aslına rücû ettirilmesinden dolayı halkın büyük teveccüh gösterdiğini oysa daha "Kabe-i Muazzama'dan düşürülen yüzlerce taştan bir taneciğini yerine koyabildik, daha çok işimiz var" tarzında sözleri de iletilmiş. Hoca Efendi bu tanımlamayı hatırlatıp "bunu düşünmek bir mümin işidir" deyip Adnan Bey'in bu konudaki hassasiyetinden duyduğu memnuniyetini ifade ederdi.

Soru: Musa Efendi ile hukukunuz ne zaman başladı efendim?

Emin SARAÇ: Mısır'da okuduğumuz sıralarda Musa Efendi'nin babası Nuri bey ve Hulusi bey hacca Mısır üzerinden giderlerdi. Mısır'a geldikleri zaman Türk öğrencilerin kaldığı yurdu ziyaret ederler, onlara maddi yardımlarda bulunurlardı. Nuri ve Hulusi bey bizim de odalarımıza gelir, hal ve hatırlarımızı sorar, hediyelerini bırakırlardı. İşte Topbaş ailesi ile o günlerde başlayan hukukumuz Türkiye'ye dönünce de devam etti. Türkiye'ye dönünce bir de baktım ki kayınpederimin de dostları, onu da sıklıkla ziyaret ediyorlardı. Bizim evi bir çok kez ziyaret etmişlerdir. Sami Efendi hazretleri de kayınpederinizi ziyaret ederlerdi.

Burada Sami Efendi'nin hususiyetleri hakkında da birkaç söz söylemek isterim. Sami Efendi son derece tevazu sahibi idi. Arafat'taki vazifemizi tamamladıktan sonra Sami Efendi hazretlerinin bulunduğu çadırı ziyarete gitmiştik. Çadırlarına girdiğimizde Musa Efendimiz orada bulunan misafirlere şerbet dağıtıyordu. Sami Efendi bizim geldiğimizi görünce fakiri yanına çağırdı ve "Geçenlerde hac ile ilgili bir meseleyi sordular ama halledemedik, ne iyi oldu geldiğiniz, Allah gönderdi sizi" deyip merak ettikleri meseleyi sordular. Benim yanımda da bir hac rehberi kitabı vardı. Açıp baktık ve mesele ile ilgili detaylı bir malumat edindik. Sonra "Elhamdulillah sıkıntımızı giderdiniz" diyerek teşekkür ettiler. Bakınız bu mübarek insan o kadar insan içinde dini bir meseleyi sormaktan ve tavzih edilmesinden çekinmiyor. Bunu yapabilmek bugün herkes için o kadar kolay değil. Etrafımız "her şeyi ben bilirim" diyenlerle dolu. Bu tavır kendilerinin ne denli tevazu, ne denli gösterişten uzak ve alçak gönüllü olduklarının bir başka göstergesidir.

Sami Efendi hazretlerinin ne denli tevazu ve kemal sahibi olduklarına dikkat çekmek için kendileriyle ilgili bir başka hatıramı anlatmak isterim. Yine bir umre seyahati öncesi idi, hem izin hem dualarını almak maksadıyla kendilerini ziyarete gitmiştim. Devlethanelerine gittiğimde ikinci katta bulunuyorlardı. Fakirin umreye gitmek için istizan etmeye geldiği haberini kendilerine ulaştırdılar. Bir müddet sonra mübarek, Musa Efendimiz ile merdivenlerden inerek geldiler. Hemen yanlarına koşup öpmek için ellerine uzandım. Mübarek narin yapılı oldukları için mümkün mertebe ellerini incitmemek için hafifçe tutmuştum. Fakat kendileri benim elimi kuvvetle tuttu ve öpmeye çalıştılar. Umreye giden birisi olmam hasebiyle fakire hürmet göstermeye çalışmışlardı.

Soru: Hocam milletimizi derinden etkileyen büyük bir felaket yaşadık. Bu hususta da bir şeyler söylemek ister misiniz?

Emin SARAÇ: Evet gerçekten herkesi derinden etkileyen bir âfâtla karşılaştık. Benim kanaatime göre bu bir musibettir, masiyetimizin cezasıdır. Musa aleyhisselam "İçimizdeki sefillerin yüzünden bizi helak etme" diyor.

Bu son felakette üç âfât var. Ateş, gark ve harap... Üç müsibet birden aynı noktada toplandı. Neydi bu? Nasıl izah edeceksiniz bunu? Son derece muhkem binalar bile yerle bir oldu.

"Söyle habibim O, size üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye yahut sizi birbirinize katıp bazınızın hıncını bazınıza tattırmaya güçlü olandır." Biz yirmi senedir birbirimizi katlediyoruz. 80 önsesi sağcı-solcu kavgası vardı, şimdi başka kavgalar... Asırlar boyu kardeş kardeş yaşayan bizlere ne oldu da birbirimize girdik? İşte bu musibettir. Bir masiyetin cezasıdır. Din kardeşliğini bırakacaksın da ondan sonra rahat edeceksin, bu mümkün değildir...

Bu dönemlerde Resulullah Efendimizin siretini çok okumalıyız. Ashabı Kiram'ın müşrikler karşısındaki sabru sebatından dersler almalıyız. Din kardeşliğimizi yeniden ihya edip istikametlerimizi düzeltmeliyiz. Yeniden mü'min olmaya, islâmiyetimizi ihyaya mecburuz.

Soru: Yeniden mü'min olmak için neler tavsiye edersiniz?

Emin SARAÇ: "Bir kimse bildikleri ile amel ederse Allah Teâlâ bilmediklerinin önünü açar" buyuruyor peygamberimiz. Öncelikle bildiklerimizle hakkıyla amel etmeliyiz. Yine peygamberimiz "Size iki şey bırakıyorum, bunlara yapıştığınız müddetçe dalalete düşmezsiniz, sapmazsınız, o iki şey sünnetim ve kitabullahtır" diyor. Kitabımıza ve Peygamberimizin sünnetine sarılacağız. Fasık ve facirlerin muhabbetiyle onların sözleriyle yolumuzu şaşırmayacağız.

Ayeti kerimede Allah Teâlâ "Ey iman edenler Allah'dan korkun ve sadıklarla beraber olun" buyuruyor. Allah Teâlâ bu ayette iman edenleri takvaya çağırıyor. Namazlarımıza dikkat etmeliyiz, Kur'an tilaveti başta olmak üzere zikrullaha çokça devam etmeliyiz. Üç tane zikir faslı vardır Kur'an, evrad ve dua, bunlara dikkat etmeliyiz. Tabii sadece bunlar kafi değil aynı zamanda sadık kimselerle beraber olmaya azami gayret edeceğiz. Bunları yerine getiren kimse Allah'ın izniyle selamete çıkmış olur.

*Eylül, 1999 nushalı Altınoluk dergisinden alınmıştır.

«« 1 2 3 4

[ yazdırın ]
[ kaydedin ]
[ başa dön ]
Son Güncelleme
14.12.2003 21:00
     
  [ Site Haritası ] - [ Destek ] - [ Araçlar ] - [ Kullanım Hakları ]
[
Sık kullanılanlarınıza ekleyin ]
- [ Ana sayfanız yapın ]