1962 yılında başlayan İkinci Vatikan Konsili'nde,
kiliselerarası diyalog yanında, diğer din mensuplarıyla
da diyaloğa girmenin önemi üzerinde durulmuş ve 1964
yılında "Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası"
kurulmuştur. Bu sekreteryaya üst seviyede bir kardinal
başkanlık etmekedir. Sekreterya devamlı olarak Roma'da
bulunan bir ekiple, bölgesel piskoposlar ve çeşitli
uzmanlarla işbirliği yaparak çalışmasını sürdürmektedir.
İlk başkanlığını Kardinal Marella (1964-1973)
yapmıştır. Daha sonra sırayla Kardinal Pignedoli (1973-1980)
ve Mgr. Jean Jadot (1980-1984)
başkanlık görevinde bulunmuştur. Daha sonra bu görevi
Kardinal Arinze üstlenmiştir.
Sekreterya'nın Hıristiyan-Müslüman
diyaloğu programı çerçevesinde gerçekleştirdiği ilk
en önemli faaliyet 2-6 Şubat 1976 tarihlerinde Libya'nın
Tripoli kentinde yapılan İslam-Hıristiyan Diyaloğu
Semineri'dir. Seminere konuşmacı olarak her iki taraftan
onikişer kişi katılmıştır. Ayrıca muhtelif ülkelerden
gözlemci olarak, çok sayıda din adamı da bulunmuştur.
Türkiye'den de yedi kişilik bir heyet yeralmıştır.
Bu seminerin neticesinde Vatikan istediğini elde etmiş
ve Bingazi'de bir Katolik Kilisesi açılmıştır. Bu
gelişmeden kendi payına bir başarı elde ettiği düşüncesine
inanan Hıristiyan dünyası, diyalog amacıyla sık sık
bu tür toplantılar düzenlemeye başlar. Ancak hıristiyanların
müslümanlara yönelik diyalog çalışmalarında art niyetlerinin
olduğu farkedilir ve müslümanlar bu faaliyetlerden
endişe duyar. Hem Katolik hıristiyanların, hem Ortodoks
hıristiyanların ve hem de Protestan hıristiyanların
birdenbire ve yoğun bir şekilde ortaya çıkıp, "Diyalog"
adı altında müslümanlara yaklaşması şüphe ve ihtiyatla
karşılanmaya başlar. Hıristiyanların Haçlı Seferleri
denemesi ve başlangıcı miladi ilk asra kadar geri
giden, Anadolu'nun ve İstanbul'un Türkler tarafından
fethedilmesiyle de modern bir anlayışa kavuşan "Misyonerlik"
faaliyetlerinden sonra birdenbire dönüş yapıp, "Diyalog"a
yönelmeleri bu şüphenin kaynağı olur. Çünkü İkinci
Vatikan Konsili'nde bir taraftan "Diyalog"
gündeme gelmiş, diğer yandan Kilise'nin görevinin
yeryüzünde herkesin Hıristiyanlığı kabul edinceye
kadar süreceği kararlaştırılmıştır. Buna göre Kilise'nin
görevini hakkıyla yapması, bütün insanların hıristiyan
olmasına bağlıdır. Bu görev İncillerin ifadelerinden(107)
ve Pavlus'un "Vaaz etmez isem vay bana"(108)
vb. sözlerinden çıkarılmaktadır. Diyalog'da şüpheye
yol açan diğer bir husus ise, diyalog çalışmalarında
görev alan kimselerin, daha önceleri bizzat misyonerlik
görevlerinde bulunmuş olmalarıdır. İkinci Vatikan
Konsili'nde oluşan "Hıristiyanlık Dışı Dinler
Sekreteryası"nın başkanlığına getirilen Kardinal
Pignedoli bu göreve getirilmeden önce, "Halkları
Hıristiyanlaştırma Cemaati"nin sekreterliğini
yapmıştır. Sekreterya'nın İslam Bölümü başkanlığını
üstlenen Fr. Couq, Afrika Misyoner Topluluğu (Beyaz
Babalar) üyeliğinde bulunmuştur.(109)
Bunun yanında müslümanlar arasında "Diyalog"
adı altında ve "tolerans" yolları denenerek
hıristiyanlaştırma çalışmalarının yapıldığı, hıristiyanların
sayısını artırma gayreti içerisinde bulundukları dikkati
çekmektedir.(110)
Katolik Hıristiyanlar
yanında Ortodoks ve Protestan Hıristiyanların da tavrını
ve "Diyalog"daki samimiyetlerini değerlendirmek
lazımdır. Ortodoks Hıristiyanlar 1984'lerde müslümanlarla
diyolog sürecini başlatmışlardır. Ortodoks Hıristiyanların
temsilcisi sıfatıyla "Diyalog Toplantıları"nı
organize eden İsviçre Ortodoks Merkezi Başkanı Metropolit
Prof.Dr. Damaskinos Papandreou'dur. Yunanistan'da
müslüman Türklere karşı takip edilen dini siyaset
karşısına, öncelikle diyalog çalışmalarının faydasına
inanmış gibi görünen Metropolit Damaskinos'un çıkması
beklenirdi. Çünkü Yunanistan'da müslüman Türklere
karşı başlatılan siyasette başrolleri bizzat rahipler
ve metropolitler oynamıştır. Bunlar ve gelişen olaylar
karşısında ne Damaskinos, ne de İstanbul'da yapılan
"Diyalog Toplantısı"na Yunanistan'dan katılan
ve aralarında hukukçuların da bulunduğu tebliğcilerin
müsbet bir tavrına rastlanılmamaktadır.(111)
Protestan kiliselerine gelince, "Dinlerarası
Diyalog" deyimi XIX. yüzyıl Protestan misyonerlerinin
ortaya çıkardığı bir ifadedir. 1910'da Edinburg'da
gerçekleştirilen misyonerler konferansı temel olarak
"Dünya Çapında bir Misyon Anlayışı" düşüncesini
ele almıştır. Protestan Kiliseler ve kurumlar tarafından
1928'de Kudüs'te, 1938'de Tambaram'da, 23 Ağustos
1948'de Amsterdam'da bu manada birçok toplantılar
organize edilmiştir. 1961 yılında "Dünya Kiliseler
Konseyi" öncülüğünde Mexico City'de yapılan "Dünya
Misyonu ve Evangelizm" konulu toplantıda dinlerarası
diyalog konusunda bir fikir birliği sağlanamamakla
birlikte, diyalog, misyon çatısı altında değerlendirilmiştir.(112)
"Diyalog"un
misyonerlik faaliyetlerinin devamı olduğunu Batılı
yazarlar da ifade etmektedirler. Vatican II
isimli kitapta konuyla ilgili şöyle denilmektedir:
"Misyonerlik, diyaloğu gerektirir. Gerçek diyalog,
zaten aynı zamanda Hıristiyanlığı yaymaktır".(113)
R. Arnaldez, "Hıristiyanlar
normal olarak misyonerdirler. Zira hıristiyan, başka
insanlardan dolayı kendini mesul bilir"(114)
demektedir.
Stieglecker, misyonerlik
faaliyeti ve Diyalog arasındaki münasebeti şöyle ortaya
koyar: "Şimdiye kadar hıristiyanlar, İslam'a
hücum etmek yahut ona karşı kendini savunmak için
kılıç çektiler. Çoktan beri kılıcı kınına koyduk ve
müslümanlara Hıristiyanlığı sevdirme gayreti sergiledik...
Önce Efendimiz'in (İsa)
bize bıraktığı silah olan sevgiye dönmeliyiz. Müslümanların
kalplerine ulaşabilmemiz ancak bununla mümkün olacaktır.
Şu halde İslam Dini'nin inançlarını derinlemesine
bilmek ve müslümanın dini psikolojisini kavramakla
işe başlamak gerekir".(115)
J. Garrido bu konudaki
görüşünü şu cümlelerle dile getirmektedir: "Müslümanlar,
hıristiyanların nazarında kafir bir millet olup, İncil'in,
Pavlus'un, kilise büyüklerinin ve hıristiyan geleneğinin
talimlerince ihtida ettirilmeleri gerekir. Onlar hakkında
altın kaide şudur: Müslümanları seviniz, zira onların
kurtarılması gereken ruhları vardır. Ama onların gerçek
dini tanımalarına engel olan İslam'ı reddediniz. Bu
günahkarları ve dalalette olanları da sevmeyi tavsiye,
Hıristiyanlık prensibi icabıdır. Ama bu prensip aynı
zamanda dalaletten ve günahtan nefret etmeyi ve onların
kökünü kazımayı da emretmektedir".(116)
J. Bichon, "ben
diyaloğu İncil'i yaymanın bir vasıtası olarak arzu
ediyorum"(117)
demektedir. R. Caspar da "İslam Ülkelerinde Kur'an'ın
Yeni bir Yorumuna Doğru" isimli makalesinde benzer
görüşler ileri sürmektedir.(118)
Lumen Gentium
(Tanrı'nın Ailesi) isimli
eserde, "Kilise bir yandan diyalog derken, öteki
yandan misyonerleri göndermeye ve onları desteklemeye
devam etmektedir".(119)
Islamo-Christiana dergisindeki
bir makalesinde J.B. Taylor şöyle demiştir: "Müslümanlar
arasındaki misyonerlik çalışmaları, diyaloğun önemini
ortaya koymuştur. Burada sözkonusu "diyalog",
misyonerliğe bir alternatif değil, bizzat şartlara
uygun misyonerliktir".(120)