E- HIRİSTİYANLAR VE MÜSLÜMANLAR ARASINDA YAKINLAŞMA

İslam'ın doğuşundan itibaren yüzyıllar boyunca hıristiyanlar ve müslümanlar arasındaki ilişkiler sadece zıtlık, polemik, savunmacılık veya çatışmalardan oluşan olaylardan ibaret görülmemelidir. Müslüman ve hıristiyan dünyaları arasındaki işbirliğinin önemini anlamak için, Doğu ve Batı arasındaki olağanüstü kültür alışverişine bakmak yeterlidir. Bu tür bir kültür olgusunun muhtevasını matematik, sanat, mimarlık, coğrafya, tıp, felsefe gibi müsbet bilimler oluşturmaktadır. Mozarab İspanya'nın tarihi ve uygulamaları, iki kültür arasındaki müsbet karşılaşmanın en iyi kanıtını teşkil etmektedir.(49) Ortaçağ boyunca Doğu'nun ve Batı'nın, birbirlerinin bilgi ve görgüsünü arttıran karşılaşma ve görüşmelerini incelemek gerekir.

1. Hıristiyanların İslam'a Kapılarını Aralamaları
Ortaçağ'da bazı hıristiyan düşünürleri ve ilahiyatçıları, eski peşin fikirli ve iftiraya dayalı tutumları biraz aşarak, İslam'a, tartışma ve polemik noktasında biraz daha yumuşak yaklaşmaya karar verirler. Bu meraklı insanlar Arapların, eski medeniyetlerden kalan eserleri kendi dillerine çevirdiklerini öğrenirler. Sonra yavaş yavaş bu eserleri Latince'ye çevirmeye başlarlar. Arap ilminin hazineleri İngiltere'ye, Loren'e, Salerno'ya ve bilhassa temasların daha kolay gerçekleştiği İspanya'ya yayılır. Tercüme işi gelişir ve entellektüel faaliyetin belli başlı merkezlerinden biri olan Toledo'nun 1085'de düşüşünden sonra artık bir bilim dalı haline gelir. Bu vesileyle hem müslümanlarla da daha iyi tanışılmış olunur. Eserlerinden faydalanılan mütercimlerle de yakın bir tanışma sağlanır. Mütercimler genelde mozarablardan, bazen de müslüman dünyayı iyi tanıyan yahudilerden müteşekkildi. İslam dünyası hakkında daha sıhhatli bir bilgi ister istemez bu yollardan yayılacaktı. Nitekim XIII. yüzyılın ilk yarısında objektif bazı müşahedelere rastlanılmaktadır.(50)

Bu akıma öncülük edenlerden bazıları şunlardır:
a) Pierre le Venerable (Muhterem Peter) (1092-1156)
Cluny'li baş papaz Pierre le Venerable 1134'de İspanyol manastırlarını gezmek için yola koyulur ve İspanya'ya vardığında orada müslümanlarla karşılaşır. Müslümanlarla çeşitli konularda tartışmalara giren Pierre le Venerable,(51) İslam'la ilgili iki eser kaleme alır. Bunlardan birisi İslam doktrininin bir özetini veren Summa Totios Haeresis Saracenorum, diğeri ise İslam'a karşı yazılmış Latince ilk sistematik eser olan Liber Contra Sectam Sive Haeresim Saracenorum'dur. Pierre yazılarında ortaya şöyle bir soru atar: Müslümanlar bir sapkın mezhep (heretik) mensupları mıdır, yoksa İslam gerçekten müstakil bir din midir? Pierre le Venerable silaha ve askere dayalı herhangi bir haçlı seferine girişmeden, müslümanlarla diyaloğa yönelmeyi düşünür ve sonra İslam ile Hıristiyanlığı birleştirmeye niyetlenir. Bu düşünce yirminci yüzyılın başlarında yazılan bazı eserlerde bile gündeme getirilir ve İslam Dini, Hıristiyan Kilisesi'nin Doğu kolu olarak tanıtılmaya çalışılır.(52) Pierre le Venerable Kur'an'ın, Yahudi Şeriatı, İnciller ve Mesih konusunda ihtiva ettiği bilgileri, kendi görüşleri için referans olarak kullanır.(53)

Burada bir yandan İslam'a karşı duyulan merak, diğer yandan da İslam'ın ilmi mirasına karşı gösterilen ilgi sözkonusudur. Bu ilgiyi uyandıranların başında Pierre le Venerable gelir. "İslam'a ait ciddi bilgilere neden bu zatın yazılarında rastlanılmaktadır?" sorusuna verilecek cevap şudur: O önce İspanya'daki manastırları ziyaret ederek İslam dünyası ve mütercimlerin faaliyeti hakkında dolaylı da olsa bilgi edinmişti. Sonra Yahudilik ve İslamiyet gibi heretik (mezhep sapkınlığı) inançlarla savaşmak, onun göreviydi. Bunun için geçerli ilmi delillere ihtiyacı vardı. Kiliseyi tehlikelerden korumak istiyordu. Pierre le Venerable İspanya'da bir tercüme heyeti oluşturdu. Kur'an'ı Kerim'i, 1143'de İngiliz Robert de Ketton, Hermann, Pierre de Toledo ve bir Arap'a tercüme ettirdi. Öyleki XVII. yüzyıl boyunca Kur'an'ın sadece bu tercümesi ile yetinildi. Tercüme heyeti bir çok Arapça metinler çevirdi. Bu seçme metinlerin hepsine "Cluny Corpus" adı verilir. Corpus/Külliyat geniş bir kitleye hitap ediyordu. Daha çok polemik amaçlar güden metinler tercüme edildi ve tercümeye hiçbir yorum katılmadı. Ancak koleksiyondaki malzeme daha sonra İslam Dini ile ilgili yapılacak olan araştırmalarda temel olarak kullanılmadı. Böyle bir işe kimse girişmedi. Bu metinlerin gündelik mücadelede bir yararı yoktu. Dini polemiklerin muhatabı hayali müslümanlardı. Mesele hıristiyanların kendi imanlarını destekleyecek birtakım deliller uydurmaktı. Kaldı ki, Latin Batı'nın kafa yapısı da İslam dünyasındaki inanç sistemini bir inanç sistemi olarak incelemeğe elverişli değildi.(54)

b) François d'Assise (1182-1226)
24 Haziran 1219'da François, haçlıların deniz flosuyla Ancona'ya(55) hareket eder ve 1217 yılında oraya elçi olarak gönderilmiş olan Saint-Jean-d'Acre kardeşlere katılır. Daha sonra sultan Malik el-Kamil ile görüşmek için Mısır'a geçer. Görüşmelerinin sonunda sultan, müslüman bölgelerde serbestce dolaşabilmesi için yanına bir rehber verir. François, Saint-Jean d'Acre kardeşlerin Kuzey Afrika müslümanları (Sarrasinler) arasına gitmek istediklerinden söz eder. 1220'de Fas'da beş fransisken öldürülür. O, müslüman ülkelere giden kardeşlerine, katolik imanından asla vazgeçmemelerini, alçak gönüllülük içinde İncil'i onlara tanıtmalarını, hoş, barışçı, ılımlı ve ölçülü olmalarını emreder. François d'Assise, 1219'dan itibaren devam eden Müslüman-Hıristiyan yakınlaşmasının ilk adımını atanlardan biri olarak kabul edilmektedir.(56)

[alt bölümler] a b c d e f g h [alt bölümler]
«« 1 2 3 4 5 6 7 8 »»

[ yazdırın ]
[ kaydedin ]
[ başa dön ]
Son Güncelleme
14.12.2003 21:00
     
  [ Site Haritası ] - [ Destek ] - [ Araçlar ] - [ Kullanım Hakları ]
[
Sık kullanılanlarınıza ekleyin ]
- [ Ana sayfanız yapın ]