D- HAÇLI SEFERLERİ

Haçlı seferi kelimesi (croisade) XIII. yüzyıl Latin ortaçağında ortaya çıkar. Bu seferler hıristiyanlar ve müslümanlar arasında asırlarca süregelen çatışma ve savaşlara sebep olmuştur. Doğuluların gözünde haçlı seferleri, üzerinde haç işareti (crucesignati) bulunduran hacılar tarafından yapılan savaşlardır. Hac düşüncesinin Ortaçağ boyunca çok önemli bir yeri vardır. XV. yüzyıldan itibaren bu savaşların tarihini kaleme alan yazarlar, bunları, müslümanlar tarafından işgal edilen Kutsal Yerleri kurtarmak için, Papa tarafından kararlaştırılmış askeri haclar olarak değerlendirmektedirler.(43)

1. Askeri Olaylar ve Kilise
Haçlı seferleri bir anlamda Akdeniz havzasının yarısının 400 yılda müslümanların eline geçmesine hıristiyan dünyasının göstermi¸ olduğu tepkidir. Kendisinden sonraki seferlere örnek olan Birinci Haçlı Seferi'nin hıristiyan hükümdarların İslam'a karşı açtığı "kutsal savaşlar"dan farkı, hem bir hac yolculuğu ve hem de bir savaş olmasıdır. Gregorius VII'nin tasarısını yeniden ele alan Papa Urbanus II, Selçuklu Türkleri karşısında aciz kalan Bizans İmparatorluğu'nun yardımına Batılı savaşçılar göndermek ister. Clermont Konsili'nde (1095) Doğu hıristiyanlarının çektiği acılar üzerine vaaz verir ve onların yardımına koşacaklara, İsa'nın mezarını ziyaret eden hacılar gibi, tüm günahlarının bağışlanacağını vadeder. Kutsal yerleri ziyaret ve İslam'a karşı verilecek savaşla tüm günahların bağışlanması, Haçlı Seferi'nin hem Kudüs'ü ve hem de Doğu hıristiyanlarını müslüman egemenliğinden kurtarmayı amaçladığı düşüncesini uyandırdığı için Papa'nın çağrısı büyük ilgi görür, ama bu ilgide dini duyguların yanı sıra Doğu'nun zenginliklerinden pay alma tutkusu da etkili olur. Elbiselerinin üstüne, yeminlerinin bir simgesi olarak kumaştan bir haç dikip "haçı alanlar", Kudüs'e hac yolculuğu yapmaya söz vermiş sayılmışlardır. Çok geçmeden Haçlı Seferi için hukuki bir karar hazırlanır. Buna göre Kilise, yemininin gereklerini yerine getirdiği sürece haçlının canını ve malını himayesi altına alacağını vadeder.(44)

Haçlı seferleri, genel olarak, 1096'dan 1291'e kadar, müslümanlar tarafından işgal edilmiş Kutsal Yerleri kurtarmak, hacıların korunmasını sağlamak ve daha sonraları ise Suriye Latin Devleti'ni muhafaza etmek gayeleriyle Batı tarafından organize edilmiş askeri seferlere ad olmuştur. Doğu'ya doğru yapılan bu seferlerin sayısı sekizdir. İlk seferde Pierre l'Ermite ve Yoksul Gautier'in yönetimindeki disiplinsiz topluluk daha Macaristan ve Balkanlar'ı aşarken, geçtikleri yerleri yağmalarlar. İstanbul önlerine geldiklerinde yağma ve tahribatı sürdüren haçlıları, imparator hemen karşı kıyıya çıkartır. Anadolu'da Türkler tarafından kılıçtan geçirilen bu ilk haçlıların ancak küçük bir bölümü İstanbul'a geri döner. Bu haçlı seferi 1099'da Boillon'lu Godefroid tarafından Kudüs'ün alınmasıyla son bulur. Bu tarihten itibaren, Roma Kilisesi ve Doğu kiliseleri arasındaki bölünme süreci daha da hızlanır ve Kutsal Toprak'a bir papaz sınıfı yerleştirilir. Diğer seferler de hep aynı gayeye ulaşmak için düzenlenir ve son olarak sekizinci haçlı seferi 9 Mayıs 1271'de gerçekleştirilir. Bu sefer sonunda S. Jean d'acre müslümanların eline geçer. Bu da, Doğu'ya karşı düzenlenmiş haçlı seferlerinin sonu olur.(45)

Ancak haçlı ruhu daha uzun süre devam eder. 1291'den başlayarak kutsal yerleri yeniden fethetme düşüncesi canlanır. Ayrıca ayakta kalan Latin devletlerini de savunmak gerekiyordu (Kıbrıs, Ege adaları, Frank Yunanistanı). XIV. yüzyılda bir çok hıristiyan hükümdar haçlı elbiselerini kuşanır. Başarılı haçlı seferlerinden biri 1344'de İzmir'in Türkler'den (Aydınoğulları) geri alınması, diğeri ise, Kıbrıslı Pierre I'in 1365'de İskenderiye'yi yağmalamasıyla sonuçlanır. Osmanlılar'ın Batı'da ilerlemeleri, dikkatin kutsal yerlerden uzaklaşmasına yol açar. XIV. yüzyıl sonlarından başlayarak haçlı seferlerinin başlıca amacı Osmanlı yayılmasını durdurmak olur. Osmanlılar'a karşı düzenlenen ve bozgunla sonuçlanan Birinci Kosova (1389), Niğbolu (1396), Varna (1444), İkinci Kosova (1448) seferleri de haçlı seferi niteliğindeydi. Osmanlılar'a karşı XVI. yüzyılda İnebahtı savaşı ve XVII. yüzyılda da II. Viyana kuşatması gibi başka haçlı seferleri de düzenlenmiştir. Ancak sürekli haçlı seferi, özellikle hacıları korumak için kurulan ve gerçek bir güç durumuna gelen askeri-dini tarikatler tarfından yürütülmüştür.(46)

2. Haçlı Seferleri'nin Sonuçları
Batılı tarihçiler Haçlı Seferlerinin, İslam'ın cihad uygulamasına bir cevap niteliği taşıdığını, XI. yüzyılın sonunda cihad'ın zaten müslümanlar arasındaki cazibiyetini kaybettiğini ve müslümanların, farklı dini toplulukların varlığını tanıma eğiliminde olduklarını ifade etmektedirler. Haçlılar geldiğinde müslüman Ortadoğu'nun parçalanmış ve birbirine düşmüş olması, Haçlıların ilk andaki başarılarının sebeplerinden biridir. Müslümanlar Haçlılar'ı, İslam'a saldıran hıristiyan savaşçılar olarak görmüşler ve geldikleri ülkelerin daha uzak olması dışında, bu savaşçıları iki yüz yıldır uğraştıkları hıristiyan Bizanslılar'dan ayırt etmemişlerdir. Haçlılar'ın zaptettiği toprakların tümü müslümanların egemenliğinde değildi; kaybedilmiş olanlar da müslümanlar tarafından yavaş yavaş geri alınmış ve Haçlı fetihleri Suriye ve Filistin'de bile büyük İslam merkezlerine ulaşamamıştır. Bununla birlikte Ortadoğu'daki müslüman ülkelerin hayati kara ve deniz bağlantılarının tehdit edilmesi, Frankların egemenliği altına giren müslümanların içine düştükleri kötü durum, seferlerin tekrarlanması ve Doğu Latin devletlerinin kurulması Haçlı Seferleri olgusuna Ortadoğu İslam tarihinde şüphe götürmez bir önem kazandırmıştır. Müslümanların tepkileri ortamlara ve dönemlere göre farklı olmuştur. Ancak bu savaşlar müslüman devletleri birlikte hareket etmeye teşvik etmiş, moral güçlenmenin yanı sıra daha derin ve geniş değişikliklere yol açmıştır. Kuzeyde yaşayan Ermeniler dışında yerli hıristiyanlar haçlı seferlerine ilgisiz kalmışlar, müslümanlar da onlarla olan ilişkilerinde değişiklik yapmamışlardır. Bu hoşgörü Frank egemenliğindeki bölgelerde müslümanların karşı karşıya kaldığı davranışlarla çelişiyordu. Buralardaki müslümanların camileri ve kadıları yoktu, burada onlar muhtemel düşman ya da ihbarcı muamelesi görüyorlardı.(47)

Haçlı seferleri boyunca müslümanlarla hıristiyanlar arasında defalarca karşılaşmalar olmasına rağmen bu iki dinin kültürleri arasındaki mesafe devam etmiştir. Belki de böyle bir kültür farklılığı sebebiyle Batı'da İslam imajı hep olduğundan farklı biçimde gösterilmiştir. Haçlı savaşlarından sonra misyonerlerin Asya'ya doğru gönderilmesi XIV. yüzyıl boyunca Batılıların bu seferleri misyonerlik faaliyetlerine dönüştürerek hıristiyanlaştırmayı devam ettireceği şeklinde yorumlanmıştır.(48)

 
«« 1 2 3 4 5 6 7 8 »»

[ yazdırın ]
[ kaydedin ]
[ başa dön ]
Son Güncelleme
14.12.2003 21:00
     
  [ Site Haritası ] - [ Destek ] - [ Araçlar ] - [ Kullanım Hakları ]
[
Sık kullanılanlarınıza ekleyin ]
- [ Ana sayfanız yapın ]