Müslümanlar zaman zaman
İspanya'ya sefer açarlar. Bu seferlerinde bazen zafere,
bazen de hezimete uğrarlar. Provans(38)
kıyılarına, Korsika'ya, Sardinya'ya saldıran müslümanlarla
Galya'da savaş yapılır. Nihayet 711'de müslümanlar
ülkeyi fethederler ve burada sosyal, kültürel ve dini
açıdan yeni bir organizasyon gerçekleştirirler. Hıristiyanlara
bu durumu kabul etmek zor gelir ve I. Muhammed'in
(852-886) hakimiyeti
altında iki kültür arasında düşmanlıklar başgösterir.
Hıristiyanlar, kilise çanları çalınması, kilise dışında
halka ait bazı törenler düzenlenmesi ve bir takım
ayin alayı törenleri organize edilmesi noktalarında
yapılan bazı yasaklamaları hoş karşılamazlar. Ülke
nüfusu çok karışır ve yerli halkın kullandığı dille
beraber başta Arapça olmak üzere, Roma dili, klasik
Arapça, Latince, İbranice gibi diller konuşulmaya
başlanır. Hıristiyanların bir çoğu İslam'a ihtida
eder. Bunlara muvalladun veya musalima ismi
verilir. Hıristiyanlar bölünür, bir kısmı Arap kültürünü
bütünüyle reddeder, diğerleri ise bu kültürü benimseyenler
tarafında yer alırlar. İspanya'da ayrıca sabellianizm,
priscillianizm, adoptianizm ve nestorianizm gibi bazı
sapık hareketler ortaya çıkar. Burada hıristiyanlar
müslümanları yahudilere nazaran çok daha aktif bulurlar.
Camileriyle, minareleriyle, müezzinleriyle ve adeta
İslam'ın propagandası olan günlük beş vakit ezanlarıyla
İslam kültürü hızla yükselirken, Latin kültürü çökmeye
başlar. O ancak manastırlarda tutunmaya çalışır duruma
düşer. Mozarablar bir taraftan hıristiyan geleneklarini
devam ettirmelerine rağmen diğer taraftan Araplar
gibi yaşamaya ve düşünmeye başlayarak araplaşırlar.
İslam'a karşı çıkanlar ise, hıristiyan manastırları
etrafındaki köylerde yaşayan bir grup azınlıktan ibaret
kalır.(39)
Bu azınlık Mozarablardan
bazıları belli sebeplerden dolayı müslümanlarla daha
yakından ilgilenirler. Zira, idaresi altında yaşadıkları
müslümanların siyasi hakimiyeti Arap kültürünün hıristiyan
imanının aleyhine serbestçe yayılmasına yol açmıştır.
Bunun için efendileri ve efendilerinin düşünceleri
hakkında daha doğru ve daha aydınlık bir bilgi edinmek
ihtiyacını duyarlar.(40)
Bu sebeple Alvarus 851'de Documantum Martyriale
isimli eserini, 854 yılında, Indiculus Luminosus
isimli kitapçğını yazar. Bu kitapçığı ile hıristiyanları
dinlerine bağlı kalmaya teşvik eder. 851'den 856'ya
kadar Memoriale Sanctorum'u yazar. Bu kitabın
muhtevası, Hz. Muhammed'in getirdiği mesaja karşı
Kurtuba hıristiyanlarını uyarmaktır. Son olarak yazmış
olduğu liber apologeticus martyrum isimli eserinde,
Hz. Peygamber'i -haşa- fantaisist
(canının istediği gibi davranan, keyfince iş yapan)
biri olarak tanıtır.(41)
XI. yüzyıla kadar münasebetler
genellikle birbirlerini tanıma ve bazen de fikri mücadeleler
tarzında süregelir. Ancak bu tarihten sonra müslüman
dünya tüm hıristiyan dünyası tarafından tek düşman
olarak ilan edilir. İspanya'da, Güney İtalya'da ve
Sicilya'da İslam'a karşı sürdürülen savaşlar sadece
savunma amacı gütmez. Hıristiyanlığın ağır ve dalgalı
olan ilerleyişi, fetihler yapan kavimlerle siyasi
ve kültürel açıdan artık daha sürekli münasebetler
kurmayı gerektiriyordu. Mahalli savaşlar sona ermişti.
İspanya'nın hıristiyanlar tarafından yeniden fethi
uğrunda bütün Avrupa İspanyollarla omuz omuza döğüşmek
için seferber olmuştu. Normanlar İngiltere'den İtalya'ya
geçiyordu. Ülkeler küçük parçalara bölünmüştü. Papalık
ideolojisinin kuruluş ve yükselişine bağlı olarak
beliren Cluny akımı her yanda itibar görüyordu. Kıta
Avrupası üzerinde yoğunlaşan Karolenj imparatorluğunun
ideolojisinin yerine baştan başa dini değerler üzerine
kurulmuş Papalık ideolojisi geçiyordu. Papa 1077 tarihinde
Canossa'da, imparatoru sembolik de olsa küçük düşürmüştü.
Papaların yücelttiği hıristiyan birliğini kurmak için
Papa'nın rehberliğinde gerçekleştirilecek muhteşem
emellere ihtiyaç vardı. "Reconquista" (yeniden
fetih) bütün Akdeniz dünyasına yayılabilse,
Hıristiyanlık için ne coşturucu bir gaye olurdu. Nitekim
arzuları gerçekleşti ve İspanya müslümanları başta
olmak üzere tüm müslümanları ortadan kaldırmaya yönelik
mücadelelerini "Haçlı Seferleri" ismi altında
yüzyıllar boyu sürdürdüler. Bir çok yazarın altını
çizdiği gibi, hıristiyan dünyasının ideolojik ve politik
bir yapı olarak müslüman dünyaya karşı davranışı,
bugünün kapitalist dünyasının eski kominist dünyaya
karşı davranışına benzemekteydi.(42)