B- VIII.-XIII. YÜZYILLAR ARASI SURİYE VE BİZANS HIRİSTİYANLARININ İSLAMA BAKIŞI

İslam ülkeleri içerisinde hıristiyan nüfusun en kalabalık olduğu yerlerden biri de Suriye'dir ve müslümanlarla asırlarca birlikte yaşamışlardır. Hıristiyan tarihçilere göre müslümanlar, dini tartışmalara düşkün gözükmekte ve bunun için uygun fırsatlar aramaktadırlar. Hıristiyanlar ise, tartışmalar boyunca kendilerini rakiplerine cevap vermek zorunda hissetmektedirler. Bu sebeple dialogdan ziyade sert bir polemik ortamı meydana gelmektedir. Jean Damascene'in Sapkınlar Kitabı isimli eseri, genel olarak müslümanların hıristiyanlara yönelttiği eleştirilere cevap bulmaya çalışmakta ve kendisi de müslümanlığı eleştiriye tabi tutmaktadır. Bizans'ta ise apolojistler ve polemikçiler eleştirilerini Kur'an'ın bizzat kendisi üzerinde yoğunlaştırırlar. Zaten apolojetik ve polemik metodunu ilk olarak başlatan da Bizanslı Nicetas'dır. Çok sert bir karaktere sahip olan bu metod, şahıslardan ziyade metinler üzerinde durur ve bu metinleri İslam'a karşı saldırgan hıristiyanların gözleriyle okurlar. Kendi politik ve teolojik perspektifleri ışığında Kur'an metnini çürütmeyi hedeflerler. Böylece, müslüman teolojisi ve hıristiyan polemiği arasında yavaş yavaş bir uçurum meydana gelir. Müslümanların hıristiyan teolojisi noktasındaki itirazlarının da her yerde aynı olduğu ileri sürülür. Yani bunların, İsa'nın tanrılığı, Teslis sırrı, çarmıh hadisesi ve ikonların yüceltilmesi gibi hususlardan ibaret olduğu belirtilmektedir. Bizans ise, Kur'an'a saldırır ve İslam'ı, puta tapar bir din olarak tanıtır.(24)

Hıristiyanların müslümanlara karşı savunmacı ve polemik şeklinde ortaya çıkan tavrını ayrı ayrı ele almakta fayda vardır.

1. Hıristiyan Savunmacılığı
Hıristiyanlar bir taraftan, Kur'an'ı ve İslam'ı eleştirirler, diğer taraftan da kendi dinlerinin savunmasını yaparlar.(25) Müslümanlar hıristiyanları "tevhid"i terketmekle suçlarlar, buna karşın Hıristiyan savunmacıları ilginç bir yola başvurarak, teslis doktrini ve İsa'nın tanrılığı hususlarını isbat etmek için Kur'an'dan delil gösterirler. Nisa Suresi'nin 171. ayetinin, Mesih'i "Allah'ın Kelimesi" ve "Ruh" olarak vasıflandırmasını, Allah ile İsa'nın aynı cevherden gelmiş olduğunu ispatladığını ileri sürerler.

Hıristiyanlar bu gibi yollarla bazı müslümanları hıristiyanlaştırmaya teşebbüs ederler. Bu yönteme özellikle 750 civarında Edesse'de doğan Suriyeli melkit Theodore Ebu-Qurra (750-825) tarafından başvurulmuştur. Theodore Ebu-Qurra bir takım kelime oyunlarıyla İsa'nın, Tanrı'nın Oğlu olduğunu ve Teslis'in açıkca bir politeizm manasına gelmediğini isbatlamaya çalışmıştır.(26)

Müslümanlar İslam'ın Hıristiyanlık gibi değil, tamamen eksiksiz bir din olduğunu belirterek hıristiyanları İslam'a ihtidaya çağırırlar. Hıristiyanlarsa savunmacı bir metot izleyerek, Mesih'in dininin eksiksizliği konusunda müsbet cevaplar vermek için deliller bulmaya çalışırlar. Delillerinden biri olarak Kur'an'ı Kerim'i gösterirler ve Maide suresi'nin 43, 47 ve 51. ayetlerinin, Kur'an'ın mesajının sadece Araplar'a tahsis edildiğini ve evrensel olmadığını te'yid ettiğini ileri sürerler. Bu sebeple müslümanların Hıristiyanlığa ihtida etmek zorunda olduğunu savunurlar.(27)

2. Hıristiyan Polemiği
Hıristiyan polemiği, Hıristiyanlığın İslam'a nazaran daha üstün bir din olduğunu ispatlamak için deliller arama gayesi üzerine kurulmuştur. Polemik konusu yaptıkları hususlar, İslam'ın vahiy, peygamberlik ve mucize konularında yoğunlaşır. Hıristiyan polemikçileri İslam'ın bu üç önemli değerini polemik konusu yapmakla kalmaz, Hz. Peygamberin evliliklerini ve ümmiliğini de bu konu içine dahil ederek bizzat şahsiyetine saldırırlar. Hz. Peygamber'den sonra sıra Kur'an'a gelir ve onun da Allah'ın kitabı değil, eskilerin hikayeleri ve efsanelerden müteşekkil, kurtuluşu sağlamaktan uzak ve bir insan eseri olduğunu iddia ederler. İsa'nın kendisini Çarmıh'ta feda ederek bütün insanlığın kurtuluşunu gerçekleştirdiği tezi, polemikcilerin üzerinde ısrarla durduğu bir konudur ve onlar, Kur'an tarafından inkar edilen bu tür bir kurtuluş karşısında müslümanların sadece iman itirafının, sünnetinin, namazının ve cihadının olduğunu belirtirler. Polemikcilerin ele aldığı bir başka husus ise, ahlaki bir konudur ki, burada da özellikle çok eşlilik ve şiddeti öne çıkarırlar. Bu iki hususun gerçek bir dine yakışmadığını ifade ederler. Sonra daha da ileri giderek, müslümanların, Allah'a ibadetlerinde şeklen ince bir pagan putçuluğu mevcut olduğunu öne sürerler. Ka'be'deki Hacerü'l-Esved'in ta'zim edilişini de buna delil gösterirler. Haccın, Arabistan'ın eski yıldızlara tapanların dinlerinden, özellikle de ay ve güneş kültünden kalma bir ritüel olduğunu iddia ederler.(28)

[alt bölümler] a - b [alt bölümler]
«« 1 2 3 4 5 6 7 8 »»

[ yazdırın ]
[ kaydedin ]
[ başa dön ]
Son Güncelleme
14.12.2003 21:00
     
  [ Site Haritası ] - [ Destek ] - [ Araçlar ] - [ Kullanım Hakları ]
[
Sık kullanılanlarınıza ekleyin ]
- [ Ana sayfanız yapın ]