İslam ülkeleri içerisinde
hıristiyan nüfusun en kalabalık olduğu yerlerden biri
de Suriye'dir ve müslümanlarla asırlarca birlikte
yaşamışlardır. Hıristiyan tarihçilere göre müslümanlar,
dini tartışmalara düşkün gözükmekte ve bunun için
uygun fırsatlar aramaktadırlar. Hıristiyanlar ise,
tartışmalar boyunca kendilerini rakiplerine cevap
vermek zorunda hissetmektedirler. Bu sebeple dialogdan
ziyade sert bir polemik ortamı meydana gelmektedir.
Jean Damascene'in Sapkınlar Kitabı isimli eseri, genel
olarak müslümanların hıristiyanlara yönelttiği eleştirilere
cevap bulmaya çalışmakta ve kendisi de müslümanlığı
eleştiriye tabi tutmaktadır. Bizans'ta ise apolojistler
ve polemikçiler eleştirilerini Kur'an'ın bizzat kendisi
üzerinde yoğunlaştırırlar. Zaten apolojetik ve polemik
metodunu ilk olarak başlatan da Bizanslı Nicetas'dır.
Çok sert bir karaktere sahip olan bu metod, şahıslardan
ziyade metinler üzerinde durur ve bu metinleri İslam'a
karşı saldırgan hıristiyanların gözleriyle okurlar.
Kendi politik ve teolojik perspektifleri ışığında
Kur'an metnini çürütmeyi hedeflerler. Böylece, müslüman
teolojisi ve hıristiyan polemiği arasında yavaş yavaş
bir uçurum meydana gelir. Müslümanların hıristiyan
teolojisi noktasındaki itirazlarının da her yerde
aynı olduğu ileri sürülür. Yani bunların, İsa'nın
tanrılığı, Teslis sırrı, çarmıh hadisesi
ve ikonların yüceltilmesi gibi hususlardan
ibaret olduğu belirtilmektedir. Bizans ise, Kur'an'a
saldırır ve İslam'ı, puta tapar bir din olarak tanıtır.(24)
Hıristiyanların müslümanlara
karşı savunmacı ve polemik şeklinde ortaya çıkan tavrını
ayrı ayrı ele almakta fayda vardır.
Hıristiyanlar bir taraftan, Kur'an'ı ve İslam'ı eleştirirler,
diğer taraftan da kendi dinlerinin savunmasını yaparlar.(25)
Müslümanlar hıristiyanları "tevhid"i terketmekle
suçlarlar, buna karşın Hıristiyan savunmacıları ilginç
bir yola başvurarak, teslis doktrini ve İsa'nın tanrılığı
hususlarını isbat etmek için Kur'an'dan delil gösterirler.
Nisa Suresi'nin 171. ayetinin, Mesih'i "Allah'ın
Kelimesi" ve "Ruh" olarak vasıflandırmasını,
Allah ile İsa'nın aynı cevherden gelmiş olduğunu ispatladığını
ileri sürerler.
Hıristiyanlar bu gibi
yollarla bazı müslümanları hıristiyanlaştırmaya teşebbüs
ederler. Bu yönteme özellikle 750 civarında Edesse'de
doğan Suriyeli melkit Theodore Ebu-Qurra (750-825)
tarafından başvurulmuştur. Theodore Ebu-Qurra bir
takım kelime oyunlarıyla İsa'nın, Tanrı'nın Oğlu olduğunu
ve Teslis'in açıkca bir politeizm manasına gelmediğini
isbatlamaya çalışmıştır.(26)
Müslümanlar İslam'ın
Hıristiyanlık gibi değil, tamamen eksiksiz bir din
olduğunu belirterek hıristiyanları İslam'a ihtidaya
çağırırlar. Hıristiyanlarsa savunmacı bir metot izleyerek,
Mesih'in dininin eksiksizliği konusunda müsbet cevaplar
vermek için deliller bulmaya çalışırlar. Delillerinden
biri olarak Kur'an'ı Kerim'i gösterirler ve Maide
suresi'nin 43, 47 ve 51. ayetlerinin, Kur'an'ın mesajının
sadece Araplar'a tahsis edildiğini ve evrensel olmadığını
te'yid ettiğini ileri sürerler. Bu sebeple müslümanların
Hıristiyanlığa ihtida etmek zorunda olduğunu savunurlar.(27)
Hıristiyan polemiği, Hıristiyanlığın İslam'a nazaran
daha üstün bir din olduğunu ispatlamak için deliller
arama gayesi üzerine kurulmuştur. Polemik konusu yaptıkları
hususlar, İslam'ın vahiy, peygamberlik ve mucize konularında
yoğunlaşır. Hıristiyan polemikçileri İslam'ın bu üç
önemli değerini polemik konusu yapmakla kalmaz, Hz.
Peygamberin evliliklerini ve ümmiliğini de bu konu
içine dahil ederek bizzat şahsiyetine saldırırlar.
Hz. Peygamber'den sonra sıra Kur'an'a gelir ve onun
da Allah'ın kitabı değil, eskilerin hikayeleri ve
efsanelerden müteşekkil, kurtuluşu sağlamaktan uzak
ve bir insan eseri olduğunu iddia ederler. İsa'nın
kendisini Çarmıh'ta feda ederek bütün insanlığın kurtuluşunu
gerçekleştirdiği tezi, polemikcilerin üzerinde ısrarla
durduğu bir konudur ve onlar, Kur'an tarafından inkar
edilen bu tür bir kurtuluş karşısında müslümanların
sadece iman itirafının, sünnetinin, namazının ve cihadının
olduğunu belirtirler. Polemikcilerin ele aldığı bir
başka husus ise, ahlaki bir konudur ki, burada da
özellikle çok eşlilik ve şiddeti öne çıkarırlar. Bu
iki hususun gerçek bir dine yakışmadığını ifade ederler.
Sonra daha da ileri giderek, müslümanların, Allah'a
ibadetlerinde şeklen ince bir pagan putçuluğu mevcut
olduğunu öne sürerler. Ka'be'deki Hacerü'l-Esved'in
ta'zim edilişini de buna delil gösterirler. Haccın,
Arabistan'ın eski yıldızlara tapanların dinlerinden,
özellikle de ay ve güneş kültünden kalma bir ritüel
olduğunu iddia ederler.(28)