A- İSLAM'IN İLK DÖNEMLERİNDE HIRİSTİYANLARIN MÜSLÜMANLARA YAKLAŞIMI

İslam'ın zuhurundan önce Arap Yarımadası'nda hıristiyan topluluklarının bulunduğu belli başlı merkezler Tağlib, Gassan, Eyle, Dumetü'l-Cendel, Tay kabilelerinin yaşadığı bölgelerdi. Ayrıca Yarımada'nın güneyinde Necran, hıristiyan merkezlerinin en güçlüsü ve en etkilisi idi.(1) Habeşistan ise, başındaki kralı da dahil, hıristiyanların en fazla yaşadığı ülke idi. Bu belli merkezlerin yanında Mekke'de köle, tüccar veya misyoner olarak yaşayan bir hıristiyan cemaatinden, ayrıca Ehabiş ve Hire hıristiyanlarından da bahsedilmiştir.(2)

Görüldüğü gibi İslam'ın ilk dönemlerinde hıristiyanlar yoğun olarak Mekke dışındaki bölgelerde yaşadıkları için, müslümanlarla hıristiyanların bazı meseleleri yüz yüze görüşme imkanları yoktu. Bu tür görüşmeler ancak mektuplar, elçiler ve heyetler aracılığı ile yürütülmekteydi. Bu manada ilk müslüman-hıristiyan görüşmesi, İbn İshak'ın rivayetine göre, yirmi kadar Habeşli hıristiyanın Kabe'de Hz. Peygamber'le karşılıklı olarak konuşup, tartışması şeklinde başlamıştır. Bunlar Kur'an-ı Kerim'i dinledikten sonra, kendi kitaplarında geleceği tavsif edilen peygamber'in Hz. Muhammed olduğunu kabul ederek müslüman olmuşlardır. Bu yaklaşımlarından dolayı Ebu Cehil onlarla münakaşa etmiştir.(3) Bazı kaynaklarda bu rivayetin Necranlı hıristiyanlara ait olduğu belirtilmektedir.(4) Yapılan bu tartışma ve Kur'an'ı dinledikten sonra müslüman olan bu kimseler, belki de müslümanlığı kabul eden ilk hıristiyanlar vasfını da kazanmış olabilirler. Çağdaş yazarlardan müsteşrik Caetani, İbn İshak'ın bu rivayetini aynen zikretmekle yetinmiş; M. Hamidüllah ise bununla ilgili olarak, "... oldukça müphem bir rivayet..."(5) demiştir.

Mekke dönemine ait müslüman-hıristiyan münasebetleri için verilebilecek en dikkat çekici örnek, 615 yılında yapılan Habeşistan hicretidir. Mekkelilerin zulmünden kurtulmak için Hz. Peygamber'in Habeşistan'a hicret etmelerini tavsiye ettiği müslümanlara, Hıristiyan dinine mensup olan Habeş kralı Necaşi sahip çıkmıştı. Kureyşliler yurdu terkeden müslümanların gittikçe artması üzerine eziyetlerini çoğaltmışlar, muhacirlerin Habeş topraklarında emniyet içerisinde olduklarını öğrenince muhacirleri geri çevirmek için bir heyet göndermeye karar vermişlerdi.(6) Necaşi'ye giden heyet, mültecilerin suçlu olduklarını, kendi dinlerinden çıktıklarını ve üstelik Hıristiyan Dini'ne de girmediklerini belirterek, müslümanları kendilerine iade etmesini istediler. Fakat Necaşi, kendisine iltica etmiş olanları bir kere dinlemeden bunu kabul etmeyeceğini belirtti. Bunun üzerine müslümanlar izahat vermek üzere Necaşi'nin huzuruna çağrıldılar. Hz. Peygamber'in yeğeni Cafer b. Ebi Talib, arkadaşları adına söz alarak, İslam'ın ilk tebliğlerini yansıtan ve müşrik Arap hayatı üzerinde Hz. Muhammed'in gerçekleştirdiği ferdi ve toplumsal değişiklikleri gösteren etkileyici bir konuşma yaptı.(7) Sonra Necaşi bu ilahi tebliğden Cafer'in bazı parçalar hatırlayıp hatırlamadığını sordu. Cafer Meryem suresinin baş kısımlarını(8) okudu. Kaynaklar, bu ayetleri dinleyen Necaşi ve papazların kendi açılarından mukaddes olan bütün hususların ayetlerde ululanması karşısında ağladıklarını ifade ederler.(9) Ayrıca Necaşi Ashama'nın Nasturi veya Aryan olduğu için İsa hakkında müslümanların görüşlerini garip karşılamamış olabileceğini söyleyenler de(10) vardır.

Necaşi bu konuşmalardan sonra Mekkelilerin planını anlar ve kendisine getirilen hediyeleri iade ettirir. Müslüman mültecilere tanımış olduğu himayeyi yenileyerek, ülkesinde emin olarak kalabileceklerini belirtir.(11)

Necaşi'nin, müslümanların Bedir Savaşı'nı kazanmasına çok sevinmesi ve "Allah, Rasulüne Bedir'de yardım etmiştir, bundan dolayı Allah'a hamdederim" demesi de kaynaklarda zikredilen hususlardandır.(12) Onun ilk müslümanlara bu şekilde davranmasını, Müslüman-Hıristiyan münasebetlerinin tarihi süreci içerisinde en sıcak yaklaşım olarak değerlendirmek mümkündür.

Müslümanların hıristiyanlarla daha sonraki karşılaşmaları artık Medine'ye hicretten sonra ortaya çıkmış ve farklı şekillerde süregelmiştir. Hz. Peygamber'in Mekke'den Medine'ye yapmış olduğu Hicret'in, önündeki engelleri kaldırarak İslam'ın yayılmasına ivme kazandırdığı, ayrıca bu safhadan sonra müslüman-hıristiyan münasebetlerinin vazgeçilmez bir özellik kazandığı düşüncesine Batılı yazarlar da tereddütsüz bir şekilde katılmaktadırlar.(13)

[alt bölümler] a - b [alt bölümler]
«« 1 2 3 4 5 6 7 8 »»

[ yazdırın ]
[ kaydedin ]
[ başa dön ]
Son Güncelleme
14.12.2003 21:00
     
  [ Site Haritası ] - [ Destek ] - [ Araçlar ] - [ Kullanım Hakları ]
[
Sık kullanılanlarınıza ekleyin ]
- [ Ana sayfanız yapın ]